İster inanın ister inanmayın, bundan 2,5 ay önce, "Gerçek değil, hayal" başlıklı Kulis'i yazarken olayın bu boyutlara varacağını hiç hesap etmemiştim. Dikkatimi çeken bir filme işarette bulunmuştum o yazıda; Bill Clinton'un Türkiye'ye gelişi, filmin konusu ve deprem olayları arasında irtibat kurmuştum... Sonunda, o yazıda 'hayal' diye kaydettiğim gelişmelerin hemen hepsi fazlasıyla gerçekleşti. Üstelik Clinton da beklendiğinden bir gün önce (dün) ülkemize geldi... Sanki komplolara meydan okuyor Clinton...
O yazıma esas teşkil eden filmin adı 'Komplo Teorisi'; başrolde ünlü sanatçılar Mel Gibson ve Julia Roberts oynadığı için dünyanın her tarafında milyonlarca sinemasever tarafından izlendi film. Üşütük görüntüsü veren bir taksi şoförü, adalet bakanlığında çalışan bir genç kadınla ilgileniyor. Genç kadın da şoförü ciddiye almıyor önceleri, ancak birbiri ardına meydana gelen olaylar kadının gözünü açıyor. İzleyiciler olarak bizim zihnimiz karışıyor film boyunca, karşımıza çıkan olayların hangisi gerçek, hangisi 'komplo' ayırt edemez oluyoruz...
Mel Gibson'un canlandırdığı üşütük görüntüsü veren taksi şoförünün filmdeki adı Jerry Flecher... Adam şoförden öte bir şey; 'Komplo Teorisi' adıyla sadece sınırlı sayıdaki abonelerine gönderdiği haftalık bir haber bülteni de çıkartıyor... Bültenin son sayısında bir kaç senaryoya yer veriyor Flecher; bunlardan en önemlisi, NASA'nın, ödeneklerini kesen ABD başkanının hayatına kast eden bir komployu sahneye koyacağını tahmin etmesi...
Flecher gazetelerde öylesine yayımlanan bir kaç masum haber arasında irtibat kuruyor ve NASA'nın uzaya gönderdiği bir araçtan yeryüzünü harekete geçireceğini, depreme sebep olacağını tahmin ediyor... Jerry, Avrupa gezisi sırasında ziyaret edeceği Türkiye'de, NASA'nın yapay hareketlendirmesiyle meydana gelecek yer sarsıntısında, ABD başkanının hayatını kaybedeceğini de öngörüyor...
Filmi, ya da o filmin hikâyesine temas ettiğim Kulis'i hatırladınız mı? Senaryoyu kaleme alanlar, Türkiye'deki muhtemel depremin şiddetini bile doğru tahmin etmişlerdi: 7.4... Ben filmin senaryosundaki bizi ilgilendiren ilginç ayrıntılara Kulis'te temas ettikten (25 Ağustos 1999) sonra, 'Komplo Teorisi' filmi benim işaret ettiğim özellikleriyle bazı gazetelerde birinci sayfa haberi oldu. Dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen depremlerdeki garip bağlara, ilintilere dikkat çekilen mesajlar İnternet'te dolaşıp durdu. Önceki gün Düzce'de yeni bir deprem meydana geldiğinde 'Komplo Teorisi' filmi yeniden hatırlandı...
Bakın 2,5 ay önceki o Kulis'te neler yazmışım: "Beynim Jerry Flecher gibi komplo teorilerine fazla çalışmaz; NASA gibi bir kurumun istediği yerde istediği zaman yeri harekete geçirebileceğine inanmam da mümkün değil benim. Jerry Flecher olsaydım, 'Komplo Teorisi' filmini bütünüyle gerçek hale getirecek bir senaryo yazmam mümkün olurdu. Sırf Clinton'u ortadan kaldırmak için harekete geçen birileri, iz sürenleri şaşırtmak için, ellerindeki teknik gücü filmde öngörüldüğü şekilde bir kere değil iki kere kullanmaya kalkışmış olabilirler pekâlâ. Birincisi, Gölcük merkezli bir deprem için, ikincisi de başkanı ortadan kaldıracak İstanbul merkezli ikinci bir deprem için... Tabii böyle bir senaryo ancak Jerry Flecher'in hayal dünyasında bulunabilir..."
Tabii, Düzce merkezli yeni depremden sonra senaryo biraz değişmek zorunda; iki değil üç ayrı deprem planlamak gerekiyor çünkü. Biri Gölcük merkezli, diğeri Düzce merkezli, bir de bu ikisinin hazırladığı zihinlerin kabul edebileceği daha güçlü bir üçüncü deprem... Bill Clinton NASA'nın ödeneklerini kısıyor mu, NASA yapay depreme sebep olabilecek teknolojiye sahip mi, şu sıralarda Türkiye'nin üzerinde NASA'ya ait bir uzay aracı dolaşıyor mu? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorum ben. Zaten Jerry Flecher değilim ki, birbiriyle ilintisiz olaylar arasında bu tür ilişkiler kurabileyim.
Şu sıralarda cevabını en çok merak ettiğim soru ne biliyor musunuz? "Acaba Bill Clinton Komplo Teorisi filmini gördü, Brian Helgeland'ın yazdığı senaryoya dayalı filmin başarısından sonra J. H. Marks'a yazdırılan romanını okudu mu?"
Yenişafak: 15.11.1999
İzleyiciler
İnanmasanız da Olur
Ayasofya'nın Kapatılmasını ABD İstemiş
Niçin ve nasıl kapandığı uzun yıllardır tartışılan Ayasofya Camii ile ilgili çarpıcı bilgiler... Ayasofya Camii, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki Amerikan Elçiliği’nin aktif destek verdiği müzakereler sonucunda kapatılmış.
Ayasofya Camii’nin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki Amerikan Elçiliği’nin aktif destek verdiği müzakereler sonucunda kapatıldığı ortaya çıktı. Amerika Bizans Enstitüsü’nün kurucusu Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk arasında, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki Amerikan Elçiliği’nin aktif destek verdiği müzakereler yürütüldüğü ve söz konusu müzakerelerin sonucunda Ayasofya’nın cami olarak kapatıldığı ve müze olarak açıldığı bildirildi.
Bu şok bilgiler, Pera Müzesi tarafından yayınlanan, “Bir Anıt, İki Anıtsal Kişilik Theodoros Methokites’den Thomas Whittemore’a Kariye” adlı kitabında yer aldı. Pera Müzesi, Suna ve ve İnan Kıraç Vakfı tarafından işletiliyor ve Koç Holding tarafından destekleniyor.
Natalia Teteriatnikov tarafından kaleme alınan “Thomas Whittemore, Amerika Bizans Enstitüsü ve Kariye” makale, “Bir Anıt, İki Anıtsal Kişilik Theodoros Methokites’den Thomas Whittemore’a Kariye” kitabında yer aldı.
MÜZAKERELER ATATÜRK İLE YAPILDI
Natalia Teteriatnikov, söz konusu makalede Ayasofya’nın kapatılma sürecini şöyle anlattı:
“Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da bilimsel çevrelerden destek gören Bizans Enstitüsü 1930’da özel bir vakıf olarak kurulmuştu. Bu sıfatla, İstanbul’daki Bizans anıtlarının restorasyon ve korunması için gerekli mali sorumlulukları üstlendi. Enstitünün ilk ve tek müdürü olan Thomas Whittemore, 1950’deki ölümüne kadar İstanbul’daki anıtların konservasyonundan sorumluydu.
Ayasofya, Bizans Enstitüsü’nün kanatları altına aldığı ilk anıttı. Gelgelelim, çalışmalara başlamadan önce Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk ile Thomas Whittemore arasında, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki Amerikan Elçiliği’nin aktif destek verdiği müzakereler yürütüldü. Bu müzakerelerin sonucunda Ayasofya cami olarak kapatıldı ve müze olarak açıldı. Büyük bölümü 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden önce yürütülen konservasyon projesinin kendisi, savaş sırasında ve sonrasında devam ederek yirmi yıldan uzun süre devam etti.
“KİLİSELERİN KURTULMASI, TANRI'NIN İSTEĞİYMİŞ!”
Amerika Bizans Enstitüsü’nün kurucusu Thomas Whittemore, Robert ve Mildred Bliss’a yazdığı mektupta şöyle diyordu:
Türk Hükümeti geçen yıl Studios Kilisesi (Yedikule semtinde, bugünkü adı İlyas Bey Camii olan manastır ve kilise), Pammakaristos (Fatih Çarşamba semtinde, bugünkü adı Fethiye Camii olan kilise, yapının bir bölümü cami, bir bölümü de müze olarak kullanılmaktadır) ve Khora’yı (Kariye Camii) ulusal anıt ilan etti. Rus Devrimi’nin en karanlık günlerinde, Moskova’da Grezinski Bojyameter ve Steve Nikola, Leningrad’da Aziz İshak ve Kazan katedrallerine din karşıtı propaganda sergileri için el konulduğunda, dostlarım, biz ceza köşesinde beklerken bu kiliselerin bu yolla kurtulmasına ve korunmasının Tanrı’nın isteği olduğunu söylerlerdi. Öyleyse, bu yapıların sonunda Türkler tarafından değerlendirildiğini görmek tatmin edici bir durum. Bizans Enstitüsü’nün, Türk Hükümeti’nin İstanbul’da kalan Bizans kiliselerinin korunmasından sorumlu olduğu yönündeki uyarısına verilmiş bir karşılıktır bu. Geçenlerde yeni kurulan Eski Eserler ve Anıtları Koruma Heyeti’nde bana tanınan yer, Türkiye’de bana her zamankinden daha sağlam bir nüfuz pozisyonu sağlıyor.
ABD, BUNUN İÇİN BÜTÇE AYIRMIŞ
Whittemore Ayasofya ile Kariye’nin konservasyonu sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir görevlisi olarak çalıştı ve halkla ilişkiler, tanıtım, sergi ve yayınlarla ilgilendi. Tek kişilik gösteri yapan biriydi:
Mali kaynak sağlayıcı, ayrıca personel, teçhizat ve levazım yöneticisiydi. Memleketi Amerika Birleşik Devleti’nde dostları ve destekçileri arasında para topluyor, yılın sıcak aylarını İstanbul’da, soğuk aylarını ülkesinde geçiriyordu. Uzun süredir arkadaşı ve mali destekçisi olan Bay ve Bayan Bliss, Dumbarton Oaaks’ın tesislerini Bizans Enstitüsü’nde genel merkez olarak sundular ve Whittemore’a mali kaynak bulma kampanyalarında yardım ettiler.
Sözgelimi, Bayan Bliss, Bayan Tobin Clark’a yazdığı bir mektupta, İstanbul’daki Bizans anıtlarının önemini ve Amerikan toplumunun neden Whittemore’un projelerini desteklemesi gerektiğini açıklıyordu. Karşılık olarak Bayan Clark zaten parasal katkıda bulunduğunu yazıyor ve Bayan Bliss’e mali kaynak bulması için başka topluluklara yazmasını tavsiye ediyordu. Bu mektuplar, Whittemore’un 1940’ta Ayasofya’nın konservasyonuna ayrılan bütçesinin 20 bin dolar olduğu, bunun 3 bin dolarını Bay ve Bayan Bliss’in verdiğini ortaya koyuyor. Bay ve Bayan Bliss’in, Dumbarton Oaks’u Harvard Üniversitesi’ne devrettikleri ve arkeoloji dalını aktif olarak destekledikleri dönemdi bu. 2. Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı karanlığa sürüklemeye başladığı bir sırada, toplumu mozaiklerin ve güvenliğinin önemi konusunda uyarmış, İstanbul’daki anıtların da tehlikede olduğunu gündeme getirmişlerdir.”
Vakit
The Illumaniti (türkçe altyazılı)
Dünya üzerinde sahnelenen büyük oyunun farkına varmak ve senaryoyu kimlerin hazırladıgını bilmek mi istiyorsunuz?
Küresel bir "entrika çemberi" içindeyiz de haberimiz mi yok?
Süper zenginlerin idare ettigi bir Dünya Komplosu var mı?
Dünyayı hakimiyet altına alma iddiasındaki bu gücün ülkemizi, evlerimizi, ve hatta hayatımızı tehlikeye atacak gizli gündemleri mi var?
Illuminati : 1776 yılında Almanya'nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir Hukuk Profesörü ve Baron von Knigge ile diğerlerinin yardımıyla kurulan gizli topluluk. Illuminati, "Aydınlanmış Olanlar" anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.
DVDRIP Belgesel
2 CD
Türkçe altyazı dosyanın içinde
Şifre: azeri
Linkler:
http://rapidshare.com/files/38590141/Tlluminati.part01.rar
http://rapidshare.com/files/38595424/Tlluminati.part02.rar
http://rapidshare.com/files/38600035/Tlluminati.part03.rar
http://rapidshare.com/files/38604540/Tlluminati.part04.rar
http://rapidshare.com/files/38655658/Tlluminati.part05.rar
http://rapidshare.com/files/38659940/Tlluminati.part06.rar
http://rapidshare.com/files/38664468/Tlluminati.part07.rar
http://rapidshare.com/files/38668795/Tlluminati.part08.rar
http://rapidshare.com/files/38673364/Tlluminati.part09.rar
http://rapidshare.com/files/38678240/Tlluminati.part10.rar
http://rapidshare.com/files/38683684/Tlluminati.part11.rar
http://rapidshare.com/files/38689336/Tlluminati.part12.rar
http://rapidshare.com/files/38695915/Tlluminati.part13.rar
http://rapidshare.com/files/38700085/Tlluminati.part14.rar
Asıl Komplo Teorisi
İkiz kulelere uçakların çarpmasından sonra ayakları dibine çökmesi halen Dünya’nın en karanlık olayı olarak karşmızda duruyor..
ABD ikiz kulelerin vurulmasının hemen ardından harekete geçerek adeta her bir kuleye karşılık iki ülkeyi, Afganistan ve Irak’ı işgal etti.
Bu konuda akıl yürütenler “Komplo teorisyeni” olarak suçlanıp susturulmakta. Bu, Türkiye’de de böyle dünyanın başka yerlerinde de. Fakat Irak’a müdahalenin gerekçelerinin “yalan” olduğunun ortaya çıkması bu konudaki şüpheleri iyice artırdı.
İkiz kuleler “Kod adı kılıçbalığı” filminin mantığı ile mi feda edildi?
Türkiye’de emekli general Hurşit Tolon geçenlerde bir üniversitede 11 Eylül’ün bir terör saldırısı olup olmadığı konusundaki şüphelerini dile getiren ilk asker oldu. O’na göre ABD, Dünya egemenliği kurma noktasında mücadele veriyor. İleride küresel güce dönüşebilecek bölgesel güçlerin önlenmesi, birleştiklerinde küresel güce dönüşebilecek bölgesel güçlerin önlenmesi doğrultusunda hareket ediyor. ABD dünya egemenliği hedefi doğrultusunda nükleer teknolojiyi kontrol altında tutmak istiyor. İran bu nedenle hedef!
ABD’de ise “11 Eylül’ün resmi hikâyesi”ne yönelik eleştiriler sürüyor. Hollywood aktörü Charlie Sheen de bu konudaki bağımsız araştırma gruplarından birine katılmış. Grupta, Beyaz Saray’ın eski danışmanı CIA uzmanı Ray Mc Govern, Reagan ekonomistlerinin babası sayılan Hazine eski bakan yardımcısı Paul Craig Roberts, Fizik Profesörü Steven Jones, Almanya eski savunma bakanı Andreas Von Buelow, MI5 eski ajanı David Shayler, Blair hükümetinin eski enerji bakanı Michael Meacher, Bush’un ilk döneminde işçi bölümünde şef ekonomist olarak görev yapan Morgan Reynolds ve daha niceleri var.
Sheen’e göre asıl 19 amatörün uçak kaçırıp hedeflerini vurması bir komplo teorisidir. İkiz kulelerin kısa sürede ayakları dibine yıkılmasının tepesine çakılan bir uçakla olması imkânsız çünkü. Binalara daha önceden yerleştirilmiş bombalarla kontrollü yıkımın gerçekleştirilmesi daha akıllıca ve bilimsel. Dolayısı ile bağımsız bir soruşturma komisyonu 11 Eylül’ü aydınlatmalı.
Fizik profesörü Steven Jones ve ikiz kulelerin çelik aksamı projesini yazan, onaylayan Kevin Ryan ancak alt katta yerleştirilmiş bombalarla binanın komple yıkılabileceğini savunuyor.
Eylül 2002’de PBS’da yayımlanan ‘ABD’de yıkım endüstrisi’ belgeselinde bir binanın ayakları dibine nasıl yıkılabileceği anlatılıyordu. Bu tarz yıkım, ancak bombalarla veya bina hemen yıkılmak isteniyorsa veya aksiyon filmlerinde olabilir. Mesela Madrid’te bombalanan bina ancak 20 saat sonra yıkılabilmiş, hemen ayakları dibine çökmemiş.
Sheen’e göre Pentagon’a çarpan uçak iddiası da hikâyeden ibaret. Devlet sırrı gerekçesiyle Pentagon, çakılma görüntülerini yayımlamadı. Pentagon’a yakın Shreaton Oteli ve benzin istasyonu kameralarının yaptığı çekimlerin kamuoyunda yayılmasına izin verilmedi. İşin ilginç yanı uçağın verdiği zarar birdenbire yok oldu ve hiç bir iz kalmadı.
Sheen, Afganistan savaşının 11 Eylülden iki gün, Irak savaşının 2 yıl önce kararlaştırıldığına dikkat çekiyor. Bu tarihte 44 bin Amerikan ve 18 bin İngiliz askeri Tacikistan ve Özbekistan’da konuşlandırılmış. Ortadoğu ve Suudi Arabistan’da Amerikan üsleri takviye edilmiş.
Yeni Amerikan Yüzyılı projesini hayata geçirmek için savaş çetesinin yeni bir Pearl Harbour’a ihtiyaç duyduğunu ve ikiz kuleleri kontrollü yıktığını belirten Sheen, bu kadar strateji ve savaşın, işgalin kısa sürede hazırlanamayacağını, mükemmel biçimde planlanıp hesaplandığını kaydediyor.
Sheen’in sözleri karşısında ikiz kulelerle ilgili komplo teorisi olduğu iddia edilen görüşlerin resmi görüşten daha mantıklı ve akıllıca olduğu ortaya çıkıyor. Ancak bu kimin umurunda!
Bugün : 18.02.2007
H.A.A.R.P. Projesi
Bu harfler, ABD’nin en gizli askeri projelerinden biri olan “High Frequency Active Auroral Research Program” isminin baş harfleri... Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program bu...
Bu konuyu gündeme getirmemizin nedeni, son zamanlarda bazı kişilerin İnternet aracılığı ile HAARP projesini, Yıldız Savaşları filmleri senaryosu türünden senaryolarla Körfez depremine bağlayıp, birbirlerine iletmeye başlamaları. Hayal gücü oldukça yüksek bir milletiz. Kendimiz uydurup, sonra da kendimiz inanıyoruz. “Fısıltı gazetesi” akıl almaz bir hızla yalan yanlış herşeyi yayıyor. Bu nedenle konuyla ilgili doğruları bilmekte yarar var..
Bu proje 6 yıldan beri, Alaska’da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri’nce gerçekleştiriliyor. Resmi amacı, İyonosfer’de araştırma yapmak. Bu projenin gerçekleşmesinde üç Amerikan şirketi ARCO, Raytheon ve E-Sistemleri, önemli rol oynadı ve hâlâ oynuyor..
Amerikalı askeri yetkililere göre, HAARP şunları gerçekleştirecek:
1-Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek,
2-Denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak,
3-Radar sistemlerini son derece geliştirmek,
4-Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurmak,
5-EMass ve Cray bilgisayarları ile ortaklaşa, toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,
6-Büyük alanlarda petrol, doğalgaz ve mineralleri tespit etmek,
7-Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.
Gelelim, bu projeye karşıt olan Amerikalı bilimadamları da var. Bunun son derece tehlikeli olduğunu savunuyorlar. Çünkü, onlara göre, HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur..
Projenin karşıtlarından biri olan, ülkenin en ünlü jeofizikçilerinden Prof.Gordon J.F.MacDonald’e göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:
1-İklimleri değiştirebilir,
2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,
3-Ozon tabakası ile oynayabilir,
4-Deprem yaratabilir,
5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,
6-Dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir,
7-Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir...
Bunlar yapabildiklerinin sadece bir kısmı.. Dehşet değil mi?
Ancak, Amerika Hava Kuvvetleri, iklimlerin kontrolünü amaçlayan “Spacecast 2020” projesi ile ilgili olarak “Çevreyi değiştirme teknikleri ile bir başka ülkeyi yok etmek veya zarara uğratmak yasaktır” açıklamasını da yapmış durumda...
Bu proje çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulduğuna göre, Zbigniev Brezinski’nin 1970’lerde sözünü ettiği “İlerki yıllarda teknolojiye bağlı daha kontrollü bir toplum olacağı ve elitlerin bu imkanı kullanacağı” cümlesi sanki gerçek oluyor...
ABD eski Başkanı George Bush, “Yeni Dünya Düzeni” cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi?
Sizce HAARP ile ilgili bir başka ilginç şeyi anlatalım... Bu konuda Web’de açılan sayfalar, buradaki konuşmalar, gelen bilgiler, tartışılan konular sık sık esrarengiz eller tarafından silinip yok ediliyor. HAARP, bu konuyu inceleyenlere göre, 1994 yılından bu yana, en çok sansüre uğrayan konu durumunda...
Bir de bu konuda yazılmış olan ve adını çok ilginç bulduğumuz bir kitaptan söz edelim:
“Angels D’ont with HAARP..”
HAARP tartışması ABD’de daha çok uzun süreceğe benziyor...”
Sabah : 24.08.99
11 Eylül, Film Yapımcısını İşinden Etti
Amerika’da 11 Eylül saldırılarının temelinde derin devlet ve istihbarat kuruluşlarının bulunduğuna dair haberlerin gerçeklik yanı giderek güçlenirken, 11 Eylül saldırılarının arkasında Amerikan istihbarat örgütlerinin olduğunu ileri süren Alman siyaset bilimci ve film yapımcısı Gerhard Wisnewski çalıştığı WDR kanalından kovuldu.
11 Eylül saldırılarında Amerikan istihbarat örgütleri CIA ve FBI’ın parmağı olduğunu ileri süren ve bu konuda 2 kitap ve bir belgesel film hazırlayan Wisnewski, bu yüzden WDR kanalındaki işine son verildiğini ayrıca hazırladığı film kasetlerinin ortadan kaybolduğunu (!) söyledi. Dünya Ticaret Merkezi'nin yıkılan enkazı altında gizlenen birçok sırrın bulunduğunu belirten Wisnewski, ikiz kulelerin uçakların çarpması ile değil, binalara daha önceden yerleştirilen dinamitlerin infilak etmesiyle yıkıldığını savundu.
11 Eylül saldırılarını "bir makyaj operasyonu" şeklinde niteleyen Wisnewski, "Saldırılar tam da uluslararası mali ve parasal çöküşün yaşandığı dönemde gerçekleştirilmiştir. Bunu yapanlar katiyen ABD dışındaki güçler değildir. Başka ülke insanları kullanılmış olabilir. Fakat bu içerdekilerin işidir. Hedef, ABD'de bir yönetim darbesi yapmak ve ülkeyi savaşa sürüklemektir" dedi.
BBC ve CNN Gökdelen Çökmeden Bildirdi
BBC ve CNN´e ait videolarda, 11 eylül 2001 saldırılarında ikiz kulelerden sıçrayan ateşle alev alan WTC 7 binası (Dünya Ticaret Merkezi´nin 7 numaralı binası) çökmeden 23 dakika önce çöktü diye haber verildi.
Ana yayın organlarınca ört-pas edilmeye çalışılan olay, 11 eylülün gizli lobilerce gerçekleştirildiğine yeni bir delil oldu.
BBC, çöktüğünü bildirmesine rağmen arkaplanda görülen WTC 7´nin haber videolarının orjinallerini kaybettiklerini iddia etti. Halbuki medya kuruluşlarının böyle önemli olaylara dair dökümanları arşivlemeleri yasal olarak zorunludur.
Youtube ve Videogoogle´den de sildirilen video için tıklayın:
Rockefeller Gizli Lobilerin Takvimi Açıklamış
Alex Jones´un radyo programına katılan "America: From Freedom To Fascism" (Amerika: Özgürlükten Faşizme) belgeselinin yapımcısı Aaron Russo, Nick Rockefeller´in 11 eylül ve sonrası için yapılan planlardan söz ettiğini anlattı.
Rockefeller 11 eylül 2001´den 11 ay önce, Russo´ya insanlara mikroçip takmayı hedeflediklerini, Afganistan ve Irak´a da saldıracaklarını anlatmış.
Rockefeller´e göre bu savaş gerçekte var olmayan bir düşmana karşı yapılacakmış.
Aaron Russo, Rockefeller´in olayları ve hedefleri çok iyi bildiğini ifade ederek:
- "Bir olay olacak ve biz de Afganistan´a girip Hazar Denizi´ne boru hattı döşeyeceğiz, Irak´a girip petrolü kontrol edeceğiz, orta doğuda askeri üsler kurarak, o bölgeyi de 'Yeni Dünya Düzeni'ne katacağız ve sonra Venezuella ile ilgileneceğiz: bunların hepsi belli bir olayın üzerine yapılacak!"
- "11 ay sonra söylediği oldu............birşeyler olacağını kesinlikle biliyordu."
- "Bu insanlarla olan ilişkilerime binaen söyleyebilirimki olabileceklerine karanlık ve gizli kimselerdir."
Russo ayrıca 11 eylül saldırılarının bu gizli güçler tarafından yapıldığını ilk kez açıkça söyledi.
Infokrieg.tv´den derlenmiştir.
11eylul.blogcu.com
20. Yüzyılın En Büyük Komplosu
Michael Palomino: "Yüzyılın en büyük komplosu Ay´a ayak basmak değildi. En büyük komplo, pervasız Amerikalı bankerlerin, komunizmi ve Hitler Almanyası´nı finanse etmeleridir. ABD yönetimi (Farmason ve İlluminati) düşmanlarını kendileri yaptılar ve onları yenerek kahraman olmaktan dolayı, başkalarını da birbirlerine düşürebildiler. İşte bu en büyük komplodur ve ABD günümüze dek yargılanmadı. Ama o da olacak..."
(Sahte) Ay Yolculukları
1. Fotoğrafın sol üst köşesinde, bir film stüdyosu ışıklandırması gözüküyor:
(Foto: Alan Bean, Apollo 12)
2. Tanusa yansıyan resmi çeken Charles Conrad´dan ayrı, birde ışıklandırma takımı gözükmekte. Yukarıda ki resimle kıyas edebilirsiniz.
(Foto: Alan Bean, Apollo 12)
3. Fotoğrafta her yerde gölgeler var, ama bayrağın ve gönderin gölgesi yok. Eğer olsaydı, astranotun yönüne düşmesi gerekirdi.
(Foto: Edwin Aldrin, Apollo 11)
4. Bu fotoğrafta ise iki astranot ABD bayrağını yerleştirirken poz veriyor. Ama birinin gölgesi diğerine oranla çok daha uzun, bu da akla Güneş yerine stüdyo ışıklandırmasını getiriyor.
(Apollo 11)
5. Ay´da atmosfer ve dolayısıyla hava basıncı olmadığı için astrononot kıyafetinin iç basınçtan şişmesi gerekmez miydi?
(Buzz Aldrin, Apollo 11)
6. Uzay aracının indiği yerde bir krater oluşması gerekirdi ama o da yok.
(Apollo 12)
7. Ay´ın kitlesinin dünyaya nisbeten daha kücük olması ve dolayısıyla yer çekiminin de daha az olması sebebiyle, iniş sırasında aşırı derecede toz kalkması gerekirdi. Ama resimde görülen aracın ayağında toz namına bir şey yok, halbuki ayak izlerinden yüzeyin çok tozlu olduğu anlaşılmakta.
(Solda simulasyon üssünden bir fotoğraf, sağda orijinal foto: Apollo 11)
8. Ay´da yerçekimi Dünya´ya oranla 6´da 1´dir. Astronotun meşhur zıplaması ise sadece 46cm. olmuştur.
9. Bir diğer husus ise, bulutsuz bir yaz gecesinde gökyüzüne baktığımızda sayısız yıldız görürüz, üstelik dünyada kat kat atmosfer tabakaları olmasına rağmen. Ama sözde Ay´da çekilen resimlerde bir tek yıldız bile yok! Yeşilçam´da yapılan hatalar gibi, ABD de stüdyo çekimlerinde "küçük" hatalar yapmışa benziyor.
10. 800km. yükseklikten itibaren başlayan Van Allen Kuşakları´nı zarar görmeden geçmek icin 2 metre kalınlığında kurşun bir zırha ihtiyaç olduğu bildiriliyor. Bu mümkün olmadığı için astranotların ölmeleri veya hastalanmaları gerekirdi.
(Sahte) Ay yolculuğu için gerekli çalışmalar yapılmıştır, yani 10 binlerce kişi parça üretimi, teknik ve bilimsel çalışmalar için görev almıştır ve astronotlar da uzaya gönderilmiştir. Bu yüzden kimse bu komployu bilemezdi, bazı üst düzey "oyuncular" dışında.
Ay´a gitmek yukarıda değindigimiz ve daha nice sebebten dolayı mümkün değildi. Bu yüzden görüntülerin Ay üzerinde değilde, film stüdyosunda, çölde ve hatta ABD´nin varlığını inkar ettiği "Area 51" üssünde çekilmiş olması ihtimaller dahilindedir. ABD´nin Soğuk Savaş´ta SSCB´ye üstünlük sağlayabilmesi için bu komployu düzenlediği çeşitli kesimlerce iddia edilmektedir.
Onlarca bilim adamı ve astronotun, uçuşlardan sonra esrarengiz şekillerde kaybolmaları veya ölmeleri de komplo teorisinde taşları yerine oturtuyor.
NASA arşivlerinde ki orijinal fotoğrafların çok yakın bir zamanda kaybolmuş olması, yetkililerin tatmin edibilecek açıklama ve deliller sunamamaları da hepsinin cabası!
"Bizim için küçük, ama masonlar için büyük bir adım!"
İbretlik.blogcu.com