İzleyiciler

Direnişi Anlamak ve Günümüz Cihadi Hareketleri



İslam Dünyası’nın dört bir yanında işgal güçlerine karşı direniş gösteren “Cihadi Hareketler” hakkında bilgi vermeden önce, direnişin nedenleri üzerine birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bugün eğer Asya’dan Somali’ye kadar uzanan “Cihadi Hareketler”i ve bu hareketlerin bir araç olarak kullandıkları silahlı direnişi anlamak istiyorsak, öncelikle sebepler üzerine eğilmeli ve doğru cevaba götürecek sorular sormalıyız. Fakat haber ajanslarını ve medyayı elinde tutan Batılı Güçler, ustaca uyguladıkları dezenformatik yöntemlerle insanların sebepler yerine sonuçlara yoğunlaşmasını sağlıyorlar. Bu sebepleri görmezden gelmek ise dünyadaki şiddet sarmalının daha da büyümesine neden oluyor.

DİRENİŞİ ORTAYA ÇIKARAN FAKTÖRLER

Müslümanlar bugün acımasız bir işgal dalgasıyla karşı karşıya. Irak, Filistin, Afganistan, Patani, Çeçenistan , Keşmir, Somali, Filipinler ve Doğu Türkistan’da her gün insanlar katlediliyor. Batılı askeri güçler Müslüman Halkların dinine, onuruna, kültürüne, kimliğine, namusuna, tarihine hakaretler yağdırıyor. Müslümanların petrolleri, doğalgazları, madenleri işgal güçlerin himaye ettiği çokuluslu şirketler tarafından talan ediliyor, İslam Toprakları’nın zenginlikleri çalınıyor. Guantanamo, Bagram ve Ebu Garib Hapishanelerinde; Patani’deki toplama kamplarında binlerce Müslüman Esir son derece gayri insani şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor, çeşitli işkencelere maruz kalıyorlar. Patani’de, Irak’ta, Filistin’de esir olarak tutulanlar arasında 500’den fazla kadın tutsak da var. Müslümanların en kutsal mekanları,-Mescid-i Aksa, Mekke, Ebu Hanife Camii- işgal altında. Gazzeliler sırf seçimlerde HAMAS’a oy verdikleri için açlığa, susuzluğa mahkum edilmiş durumdalar. Gazze’deki hastanelerde ilaç olmadığı için hayatlarını kaybeden Filistinlilerin sayısı çoktan 50’yi aştı. Çeçenistan’da 25O binden fazla sivil insan, Rus Kuvvetleri tarafından acımasızca katledildi. Hal-i pürmelâli böyle olan bir topluluk direnmesin, isyan etmesin, öfkelenmesin de ne yapsın. Bu şartlarda yaşayan Müslüman Halklara, savaş baltalarınızı toprağa gömün, seslerinizi çıkartmayın, silahlarınızı teslim edin demek sizce ne kadar doğrudur?

MÜSLÜMANLAR SAVUNMA SAVAŞI VERİYOR

İslam Dünyası’nda işgaller, zulümler, acılar yaşandıkça direnişler, isyanlar, başkaldırılar da büyüyerek sürecek. Müslüman Kadınların namuslarına el sürüldükçe, minicik çocuklar acımasız bir şekilde katledildikçe Müslüman Gençler arasından daha çok canlı bombalar, cihadcılar, şehadet âşıkları çıkacak. Bu savaşı Müslümanlar başlatmadı ve şu an yeryüzünün hiçbir yerinde, hiçbir toprak parçası Müslüman Halklar tarafından işgal altında tutulmuyor. Müslüman Halklar sadece bir savunma savaşı veriyorlar ve bu da son derece hukuki ve insani bir haktır. Siz eğer Bağdat’ta, Kandahar’da, Filistin’de insanların canlarını yakarsanız, bir gün; hiç beklemediğiniz bir anda sizin de canınız yanabilir. İşgal altındaki İslam Toprakları’nda yaşanan acılar bugün öfkeli, hınçlı, ruhlarında fırtınalar kopan bir gençlik yetişmesine neden oldu. Bu gençlik direnmek; hakarete uğrayan, küçük düşürülen onurunun, namusunun, dininin hesabını sormak istiyor. Bu gençlik Ebu Gureyb’de, Cenk Kalesi’nde, Telafer’de, Cenin’de Felluce’de yaşanan acıların eseridir. Batı, dün ektiği rüzgar nedeniyle bugün fırtına biçiyor ve bu fırtına her geçen gün daha da büyüyor. Artık, Bağdat, Kudüs, Kabil tehlike altındaysa, Washington, Londra, Telaviv, Paris ve Milano’da tehlike altında. Bugün Batı’dan aheste aheste çıkan ah’lar; mustazafların, mazlumların ah’larıdır. Atalarımız boşuna dememişler; “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” diye.

Şimdi de işgal altındaki İslam Toprakların’da özgürlük mücadelesi veren “Cihadi Hareketler”i tanımaya çalışalım:

TALİBAN KABİL’E GİRER Mİ?

İşgal güçlerine karşı silahlı direnişin sürdüğü ülkeler arasında Müslüman Savaşçıların en aktif olduğu bölge şu an hiç süphesiz Afganistan. Son aylarda başta NATO Yetkilileri olmak üzere Batılı bir çok siyasetçi ve araştırmacı 7 senelik savaşın galibinin Taliban olduğu yönünde açıklamalarda bulundu. NATO’ya bağlı silahlı güçler ise bu yıl hiç beklemedikleri oranda kayıplar veriyorlar. En son 10 Fransız Askeri’nin birden öldürülmesi sadece Fransa’da değil; bütün Avrupa’da büyük bir şok etkisi oluşturmuştu. Amerikan Ordusu’nun verilerine göre, 2007'den beri Taliban’ın Afganistan’ı işgal eden NATO Güçleri’ne yönelik saldırıları yüzde 40 oranında arttı. Son 3 ay içinde ise Afganistan'daki yabancı asker kayıpları Irak'taki kayıpları geçti. Taliban şu an Afganistan’ın güney bölgelerinin bir çoğunu kontrolü altında tutuyor ve gün geçtikçe de hakimiyetini daha da genişleterek Kabil’e doğru ilerliyor. Afgan Halkı’nın büyük bölümünün desteğini arkasına alan Taliban’ın bir başka avantajı ise bünyesinde son derece profesyonel savaşçıları barındıran Afgan El Kaide’si ile eylem birliği yapması. El Kaide Lideri Usame bin Laden’in, Taliban Lideri Molla Ömer’e bağlılığını bildirmesinin ardından bu iki grup arasındaki işbirliği en üst düzeye çıktı. Afganistan’daki Taliban ve El Kaide Savaşçıları İslami anlayış olarak farklı ekollere mensup olsalar da -Taliban Hanefi, El Kaide Selefi- işgal güçlerine karşı yürütülen cihad da ortak hareket ediyorlar. Ayrıca Taliban artık Afganistan’da İslam Devleti kurmak için mücadele eden 3-5 Molla’yı içinde barındıran bir oluşum olmaktan çıkarak, Afgan Halkı’nın bağımsızlık iradesini temsil eden siyasi ve askeri bir harekete dönüştü.

IRAK DİRENİŞİ VE GRUPLAR

Irak direnişi kitle olarak üç sosyal yapıya dayanıyor. Bu yapılar şunlar: “Iraklı İslamcılar, yabancı direnişçiler ve milli-dini gruplar.” Direnişin ana gövdesini oluşturan Iraklı İslamcılar desteklerini daha çok Sünni Halktan alıyorlar. Iraklı İslamcılar şu an “Islah ve Cihad Cephesi” ile “Cihad ve Değişim Cephesi” isimli 2 siyasi oluşumun altında toplandılar. “Islah ve Cihad Cephesi”nin çatısı altında mücadele eden grupların en etkilileri: Irak İslam Ordusu, Mücahidler Ordusu, Irak İslami Direniş Cephesi ve Irak’ın Hamas’ı Grubu. “Cihad ve Değişim Cephesi”nin bünyesinde ise; 1920 Devrim Tugayları, Raşidin Ordusu, Rahmanın Askeri Seriyyeleri, Sultan Fatih Tugayları isimli direniş grupları faaliyet göteriyor. Irak’ta etkin olan bir başka grup ta El Kaide’nin Irak kolu olarak bilinen Irak İslam Devleti Grubu. Bu grup daha çok Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye gibi ülkelerden gelen gençlerden oluşuyor. Bu grup ABD güçlerine ve Irak’taki işbirlikçi unsurlara işgalin başından beri büyük kayıplar verdirdi. Irak’ta son zamanlarda bir hayli ön plana çıkan bir başka grup ise Ensar el İslam Grubu. Geçmiş yıllarda sadece Kuzey Irak’ta etkili olan grup, artık Irak’ın bütün bölgelerinde eylem yapabiliyor. Ensar el İslam’ın liderliğini şu an Abdullah Şafii isimli bir Kürt yürütüyor. Ensar el İslam’ın tabanı Kürtlere dayansa da, grubun içinde birçok Arap direnişçi de bulunuyor.

FİLİSTİN VE İSLAMİ DİRENİŞ

Filistin’de İsrail işgaline karşı mücadele veren direniş grupları 1975’li yıllardan önce, daha çok sol silahlı gruplardan oluşuyordu. İsrail Askerlerini öldüren, uçak kaçıran, Avrupa’daki İsrail Elçiliklerine bombalı saldırılar düzenleyen bu örgütlerin en popüler olanları ise Yaser Arafat’ın lideri olduğu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve George Habbas’ın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHK-C) örgütleriydi. 1987 yılından itibaren ise Mısır İhvan-ı’nın Filistin kolu olarak bilinen Hamas’ın yıldızı parlamaya başladı. Şeyh Ahmet Yasin tarafından kurulan Hamas, 1992 yılında silahlı kanadı İzzettin el Kassam Tugayları’nı oluşturarak İsrail’e karşı düzenlediği askeri eylemlerini yoğunlaştırdı. İsrail işgaliyle mücadele için ödediği büyük bedeller Hamas’ı her geçen gün daha da büyüttü ve Filistin Halkı’nın oyları Hamas’ı iktidara taşıdı. Liderliğini Halid Meşal’in yürüttüğü Hamas hem silahlı, hem de siyasi direnişi başarıyla yürütebilen dünyadaki ender örgütlerden biridir. Filistin’deki etkin silahlı gruplardan biri de 1980 yılında Fethi Şikaki ve Abdülaziz Avde tarafından kurulan İslami Cihad Örgütü’dür. İslami Cihad Örgütü’nün fikri oluşumunda özellikle Seyyid Kutub’un düşüncelerinin büyük etkileri olmuştur. İslami Cihad Örgütü, ismini ilk olarak 24 Mayıs 1982’de İsrail İşgal Güçleri ve bir Fransız elçiliğine yönelik gerçekleştirdiği bombalı eylemlerle duyurdu. Örgütün kurucusu olan Fethi Şikaki’nin 1995 yılında Malta’da MOSSAD tarafından şehid edilmesinin ardından İslami Cihad’ın liderliğine Filistinli bir akademisyen olan Dr. Ramazan Abdullah Şallah getirildi. İslami Cihad Örgütü, askeri kanadı olan Kudüs Seriyyeleri aracılığıyla İsrail hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemeye devam ediyor.

ÇEÇENYA’DAKİ EMİRLİK İLANI

Rus işgali altındaki Çeçenistan da, Müslüman Direnişçilerin yıllardır mücadelelerini sürdürdükleri işgal altındaki bir başka İslam Coğrafyası. Mashadov, Hattap, Ebu Velid, Şamil Basayev, Sadullayev ve Ebu Hafs gibi önemli önderlerini şehid veren Çeçen Direnişi, yeni ve genç komutanların önderliğinde Ruslara karşı verdiği mücadeleyi sürdürüyor. Abdulhalim Sadullayev’in ardından liderliğe seçilen Dokko Umarov’un 7 Kasım 2007'de Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’ni (ÇİÇ) feshedip Kafkasya Emirliği’ni ilan etmesiyle Çeçen Direnişi yapısal bir değişiklik gerçekleştirdi. Emirlik ilanıyla, savaşı Çeçenistan Topraklarından çıkarıp Kafkasya’nın geneline yayan Umarov’un bu kararı Çeçenistan’daki mücadele için büyük bir devrim anlamına gelmektedir. Çeçen Direnişi’nin geçmişte siyasi olarak bağlı olduğu Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’nin anayasası İslami olmayan seküler ilkelerden oluşuyordu. Dokko Umarov, emirlik ilanıyla hem Çeçen Direnişini daha disiplinli ve örgütlü bir yapıya kavuşturdu, hem de direnişi tam bir İslami çizgiye oturtmuş oldu. İçlerinde bazı yabancı Mücahidleri de barındıran direnişçiler şu an hem Çeçenistan’ın içinde, hem de Kafkasya’nın diğer bölgeleri olan Kabardey-Balkar,Karaçay-Çerkesya ve Kuzey Osetya’da Rus İşgal Güçlerine karşı operasyonlarını sürdürüyorlar.

KEŞMİR VE HİZBÛL MÜCAHİDİN

1947 yılından beri Hindistan’ın işgali altında bulunan Keşmir'de silahlı direniş hareketleri ilk defa Hindistan Askerlerinin Müslüman kadınları kaçırmaya başlamasına tepki olarak ortaya çıktı. Keşmir’de bugün yaklaşık 15 silahlı direniş grubu Hindistan işgaline karşı mücadele veriyor. “Birleşik Cihad Konseyi” adı altında bir üst çatı oluşturarak birlikte hareket etme kararı alan direniş hareketlerinin en güçlüsü Hizbûl Mücahidin Grubu’dur. Birleşik Cihad Konseyi’nin başkanlığını da aynı zamanda Hizbûl Mücahidin’in lideri olan Emir Selahaddin yürütüyor.1989 yılında silahlı direnişe başlayan Hizbûl Mücahidin, rahmetli Mevdudi tarafından kurulan Cemaati İslami tarafından da yoğun şekilde destekleniyor. Keşmir’de cami arazilerinin üzerine Hindu tapınakları yapılmak istenmesi üzerine başlayan ve 2 aydır süren gerginlik sürecinde Hizbûl Mücahidin halka isyan çağrısı yaptı ve Hindistan hedeflerine yönelik üst üste düzenlenen bombalı saldırıların birçoğunu da üstlendi. Hizbûl Mücahidin Grubu’ndan sonra Keşmir’de en etkili olan grup ise Leşker-i Tayyibe Grubu’dur. Hafız Muhammed Said tarafından kurulan Leşker-i Tayyibe, düşünce olarak selefî ekole yakın durmaktadır. Bedir Grubu, Ensarlar Cemaati ve Mücahidler Hareketi de Keşmir’in özgürlüğü için direnen grupların önde gelenleri arasında sayılabilir.

SOMALİ`DEKİ GENÇ MÜCAHİDLER HAREKETİ

Yıllardır iç savaş nedeniyle kaos ortamının hakim olduğu Somali'de, 2006 yılının ortalarında İslami Mahkemeler Birliği ilk olarak güney Somali’nin ana bölgelerini ele geçirdi. Daha sonra toprak ağaları tarafından yürütülen terör faaliyetlerine son veren İslami Mahkemeler Birliği, Başkent Mogadişu’ya girerek İslam Devleti’ni ilan etti. 6 ay içinde Somali’deki kabile savaşlarının tamamını bitiren İslami Mahkemeler Birliği sayesinde ülkeye huzur ve güven geldi. Şeyh Yusuf Şerif’in liderliğindeki İslam Mahkemeleri’nin iktidara gelmesiyle Somali’nin yeraltı zenginliklerini artık sömüremeyen ABD, bölgedeki en önemli müttefiği olan Etiopya ile birlikte İslam Mahkemeleri’nin yönetimine son verip ülkeyi işgal etti. İslam-i Mahkemeler Birliği’ne bağlı Müslüman Direnişçiler uzun bir süredir bölgedeki işgal güçlerine karşı amansız bir savaş veriyor. İslam Mahkemeleri Birliği, genelde iki eğilime sahip olan Müslüman Savaşçıları bünyesinde barındırıyor. Birinci eğilim; İhvan-ı Müslimin ekolünü benimseyen Müslüman Savaşçılar, diğer eğilim ise Selefiler. Somali’de işgal güçlerine karşı verilen silahlı direnişte kendilerini “ Genç Mücahidler Hareketi” diye isimlendiren bir grup, gerçekleştirdiği eylemlerle son 5 aydır bir hayli ön plana çıktı. Genç Mücahidler Hareketi aslında önceden İslami Mahkemeler Birliği’nin askeri kanadını oluşturan askeri bir gruptu. İslami Mahkemeler Birliği, ismini kısa bir süre önce “Somali'nin Yeniden Özgürlüğü Birliği” şeklinde değiştirip ABD Destekli mevcud Somali Yönetimi ile görüşmelere başlayınca Genç Mücahidler Hareketi, Mahkemeler Birliği’nden koparak El Kaide’ye bağlandığını açıkladı. ABD tarafından terör örgütü listesine alınan Genç Mücahidler Hareketi’nin lideri şu an Ebu Mansur isimli Somalili bir genç. İçinde Arap Savaşçıları da barındıran Genç Mücahidler Hareketi, başkent Mogadişu dışındaki tüm bölgelerde şu an bir hayli etkin konumda.

PATANİ DİRENİŞİ GÜÇLENİYOR

Patani’deki silahlı direniş de tıpkı, Afganistan, Filistin, Irak, Çeçenya ve Afganistan’da olduğu gibi Müslüman Savaççılar tarafından yürütülüyor. Budist Tayland Hükümeti’nin zulmüne karşı mücadele eden Patanili Direniş Grupları son 5 yıldır bir hayli güçlendi. Bugün sayıları 16’yı bulan direnişçi hareketlerin en güçlüsü “Patani Halk Kurtuluş Cephesi”dir. Cephenin çatısı altında irili ufaklı bir çok grup bulunuyor. Son yıllarda dikkat çeken diğer bir direniş grubu da, “Patani İslami Mücahidin Hareketi”dir. Afganistan’dan dönen bir grup Patani’li savaşçı tarafından kurulan bu hareket, son 5 yıldır daha etkili hale geldi. “Patani Birleşik Özgürlük Örgütü” de bölgedeki en köklü ve güçlü gruplardan biridir. Bu grubun liderliğini bir süre önce Şam’da vefat eden Kebir Abdurrahman Tenvira yürütüyordu. Grup yeni liderini önümüzdeki aylarda yapacağı geniş katılımlı bir kongreyle seçeçek.

MOROLU MÜSLÜMANLAR VE MLIF

Güneydoğu Asya'da Güney Çin Denizi'yle Büyük Okyanus arasında kalan takımadaların oluşturduğu Filipinler'de 1O milyona yakın Müslüman yaşıyor. Tamamına yakını Sünni olan Filipinli Müslümanlar ülkenin güneyindeki Mindanao ve Moro Adalarının çevresinde büyük bir nüfusa sahipler. Bu bölgelerde 1970'ten bugüne Müslümanlar tarafından bağımsızlık mücadelesi veriliyor. Morolu Müslümanları özgürlüğe kavuşturmak için kurulan ilk direniş hareketi kısa adı MNLF olan “Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi”dir. Kuruluşundan bugüne kadar liderliğini Nur Misvari’nin yürüttüğü Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi, Filipinler Hükümeti ile yaptığı özerklik antlaşmasından sonra eski gücünü kaybetti. Moro’da şu an en güçlü direniş hareketi ise “Moro İslami Kurtuluş Cephesi”dir. Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) Selamettin Haşimi tarafından 1977 yılında kuruldu. Selamattin Haşimi daha önce Nur Misvari’nin liderliğini yaptığı Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin önemli isimlerinden biriydi. Ezher Üniversitesi mezunu olan Selameddin Haşimi 1993 yılında vefat etti. Hedefi Moro ve Mindanao adalarında bağımsız bir İslam Devleti kurmak olan MILF’nin şu anki liderliğini Hacı Murat Süleyman yapıyor.1997 yılından itibaren Filipinler Hükümeti ile görüşmeler gerçekleştiren Moro İslami Kurtuluş Cephesi’ne bağlı 1 milyona yakın aktif direnişçinin olduğu tahmin ediliyor. MILF ile Filipinler Hükümeti arasındaki görüşmeler geçtiğimiz Ağustos ayında tekrar kesildi ve MILF, Filipinler Ordusu’na yönelik askeri eylemlerine tekrar başladı. 2 aya yakın bir süredir Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile Filipinler Ordusu arasında son derece şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Moro’daki bir başka direniş örgütü de adı sık sık kaçırdığı batılı rehinelerle gündeme gelen Ebu Seyyaf Örgütü. Afganistan’dan Filipinlere geri dönen savaşçılardan oluşan Ebu Seyyaf Örgütü’nün mensupları daha çok Morolu selefi gençlerden oluşuyor. Ebu Seyyaf’ın içinde Filipinler Ordusu’na karşı savaşan yabancı direnişçiler de bulunuyor. Dönem dönem etkili baskınlar ve bombalı eylemler gerçekleştiren Ebu Seyyaf’a bağlı bin 200 kadar direnişçi ise şu an Filipinler Hapishanelerinde esir olarak tutuluyor.

KÜRESEL CİHAD AKIMI

İslam Dünyası’nı işgal eden güçlere karşı mücadele eden silahlı direniş örgütleri sadece bu makalede üzerinde durduğumuz gruplardan müteşekkil değil. 34 günlük Lübnan savaşında İsrail’e tarihi bir hezimet yaşatan Hasan Nasrullah liderliğindeki Hizbullah, Cezayir’deki laik rejime karşı mücadele veren ve liderliğini Ebu Muhab Abdulvedud'un yaptığı İslami Mağrip Örgütü, tıpkı bir süre önce İslami Mağrip Örgütü gibi El Kaide’ye katıldığını açıklayan Libya İslami Savaş Grubu, Pekin’deki olimpiyatlar esnasında düzenlediği silahlı saldırılarla ismini dünya kamuoyuna duyuran Türkistan İslam Partisi, Lübnan’daki Fethül İslam Hareketi, Filistin’deki Halk Direniş Komiteleri, İslam Ordusu ve Ceyşül İslam grupları da İslam Dünyası’ndaki işgallere son vermek için mücadele eden etkili silahlı direniş grupları. Emperyalizm ve Siyonizm’e karşı verilen mücadelenin günümüzdeki adresi artık “Cihadi Hareketler”dir. Özellikle 11 Eylül saldırıların ardından meydana gelen gelişmeler Batı’ya karşı silahlı mücadele veren İslamcı direniş gruplarını daha da güçlendiriyor. Cihad’ın asrımızdaki önderleri olarak kabul gören Usame bin Laden, Halid Meşal, Hasan Nasrullah, Dokko Umarov ve Molla Ömer Müslüman Halklar nezdinde her geçen gün daha da popüler hale geliyor. Küresel işgale karşı, küresel direniş dalgası her geçen gün dalga dalga büyüyerek İslam Dünyası’nı sarıyor. İşgal altındaki İslam topraklarında yaşanan ölümler, işgaller, tecavüzler, saldırılar sürdükçe de bu küresel cihad akımı daha da büyüyeceğe benziyor.

Gerçek Hayat Dergisi

Güneş Batı’dan Nasıl Doğar?



Bilim adamları kesin tarih vermiyorlar. Belki yarın belki milyonlarca yıl sonra olacak ancak güneş bir gün neredeyse kesin olarak Batı’dan doğacak.

İnsanoğlunun kıyamet tellallığı yeni bir şey değil. CERN’de teknik arıza nedeniyle iptal edilen deney günler boyunca “özürlü” bir kıyamet senaryosu şeklinde anlatıldı. Senaryolardan biri de ünlü Maya tarihinin sonu, 21 Aralık 2012 tarihi.

Bu tarihe yapışanların en sevdikleri teoriler arasında jeomanyetik yer değiştirme ve kutup kayması yer alır. Sırf bilim adamları önümüzdeki milenyum içerisinde böyle bir şeyin olabilirliğinden bahsettikleri için 2012 Kıyametçileri bu teorilerle yatıp kalkarlar.

Burada açığa kavuşturulması gereken öncelikli konu, bu iki teorinin sonuçları aynı olsa da birbirlerinden farklı olmaları. Jeomanyetik yer değiştirme ve kutup kaymasının her ikisinde de bildiğimiz kuzey yer değiştirir ve güney olur. Dolayısıyla Doğu da Batı. Yani güneş bizim eski Doğu’muzdan değil Batı’mızdan doğmaya başlar.

Ancak burada dikkati çeken nokta, kutup kaymasının olasılığının neredeyse çok az olmasıdır. Örneğin Venüs, yüksek ihtimal bir gezegen çarpışması nedeniyle, diğerlerinin aksi yöne dönmektedir. Benzer bir çarpışmayla ancak dünya yörüngesinde tepetaklak olarak batı ve doğu yer değiştirebilir.

Dünyamızın manyetik zırhı

Fakat jeomanyetik yer değiştirme dış etkenlerden değil gezegenlerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanır. Dünyamız döndükçe çekirdekteki ergimiş demir serbestçe hareket ederek serbest elektronları hareket zorlar. Elektronların bu hareketi bir manyetik alan yaratır. Kuzey ve Güney kutbunun oluşumu da buna dayanır. Dinamo etkisi olarak bilinir. Oluşan manyetik alan da gezegenimizi çepeçevre kuşatır.

Çekirdekten yüzeye ve oradan da uzaya çıkan bu alana manyetosfer adı verilir. Bu balon dünyayı güneş rüzgarları gibi arz üzerinde hayatı imkansızlaştıracak radyasyonda korur. Gelen kozmik parçacıklar bu manyetik alandan yansıtılarak yüzeye ve bize ulaşması engellenir. Kuzey bölgelerinde görülen Aurora’larda bu parçacıkların atmosferle reaksiyonlarından oluşur.

Doğu’lar ve Batı’lar

Normalde bu durum milyonlarca yıl boyunca değişmeden sürer. Fakat dünyanın manyetik kutuplarının yer değiştirdiği bilinen bir olgu. En son yer değiştirme bundan 780 bin yıl önce oldu. Kısacası arzın tarihi boyunca birçok kez farklı “Doğu’ları ve Batı’ları” oldu.

Bu değişimlere neyin neden olduğu ya da bir düzeni olup olmadığı konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiller. Yine Kıyamet telalarlı bunu, çeşitli teorilere bağlayarak bir “düzen”e sokmaya çalışsalar da uzun süreli veriler jeomanyetik çevrimin tamamen rastlantısal olduğunu ortaya koyuyor. Örnek olarak iki çevrim arası 40 milyon yıldan birkaç yüz yıla kadar değiştiği verilebilir.

Kıyamet kopar mı?

Batı’nın Doğu olmasının nedenleri ile bilgimiz çok sınırlı. Gezegenin içerisindeki demir çekirdek akışındaki anamoliler öne sürülen teorilerden. Güneş’in Batı’dan doğmasının yeryüzündeki hayat üzerine neler getirebileceği konusu bilimsellikten uzak spekülatif yaklaşımlar içerir. En masum sonuçlar arasında uyduların çalışmaması ya da göçmen kuşların yollarını kaybetmesi sayılabilir. Dünyanın manyetik alanın yer değiştirmesi hiç manyetik alan koruması olmayacağı anlamına da gelmediğini belirtelim.

Gezegenin tüm tarihi boyunca Doğu ve Batı’lar yer değiştirdi. Her yeni gün farklı bir Doğu ve Batı’mız oluyor zira sürekli bir kayma yaşanıyor. Kıyamet meselesi ise tamamen inanç sorunu. Zaten insana kendi ölümü, kıyamet olarak yeter de artar…

Muhyiddin Arabi'den Hazreti Mehdi



Bilin ki, Mehdi mutlaka çıkacaktır. Ancak yer yüzü zulüm ve işkence ile dolmadıkça; çıkmayacaktır. İşte o da böyle bir zamanda çıkacak, dünyayı doğruluk ve adelet ile dolduracaktır. Hatta dünyada tek bir gün kalsa, Allah o günü uzatacak, taki o halife gelsin. Bu, mutlaka Allah'ın Resulü'nün soyundan olacak Hz. Fatıma evladından gelecektir.

Malı eşit surette dağıtacak, vatandaşları arasında adalet ile muamelede bulanacaktır. Adam kendisine gelip Ey Mehdi bana ver, diyecek. Önünde de mal bulunacak. Mehdi hemen önündeki maldan onun eteğine dolduracak, taşıyabildiği kadarını alıp götürecektir. Mehdi, dinin fetret geçirdiği bir dönemde ortaya çıkacak... Adam cahil, korkak ve pinti olarak akşamlayacak, fakat alim, cesur ve cömert olarak sabahlayacaktır. Huzur ve mutluluk onunla yürüyecek. Kendisi beş, ya yedi veya dokuz yıl yaşayacaktır. Resulullah'ın izinden yürüyecektir. Onun adına hiç bir melik hata etmez. Görmediği şekilde onu doğrultur. Her görevi üzerine alır ve zayıfa düşküne yardım eder. Musibete uğrayanlara yardımcı olur. Dediğini yapar, yaptığını da söyler, şahid olacağı şeyi de bilir. Allah kendisini bir gecede ıslah eder. Rum şehrini (İstanbul'u) tekbir ile fetheder. Yanında bu sırada Hz. İshak evladından yetmişbin Müslüman bulunacaktır.

Dini ayakta dimdik durduracak, eski hüviyetine kavuşturacaktır. İslam'a yeniden ruh üfleyecek, zelil hale geldikten sonra onunla İslam'ı eski güçlü haline sokacaktır. O, İslam öldükten sonra İslamı tekrar diriltecektir.

Din, böylece onun vasıtasıyla eski hüviyetini kazanacaktır.

Onun döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müctehid bırakmadığını kabulleneceklerdir...

Bil ki, Mehdi çıktığı zaman bütün müslüman havassı ve avamı sevineceklerdir. Mehdi'nin ilahi olan yani manen desteklenen adamları olacaktır. Onun davetini ayakta tutacaklar ve ona yardım edip kendisini zafere kavuşturacaklardır. Ülkeye ait bütün ağır yükleri bunlar yüklenecekler. Allah'ın Mehdi'ye verdiği görevden ötürü ona destek olacaklardır. Daha sonra Hz. İsa Dımaşk'ın doğusundaki Beyaz minareye inecektir. İmam yerinden geriye çekilecek, Hz. İsa öne geçecek ve insanlara namazı kıldıracaktır. İnsanlar arasında Resulullah'ın sünnetiyle emredecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek. Allah Mehdi'nin ruhunu tertemiz olarak kabzedecektir.

Mehdi, vakti gelinceye dek gizlenecektir, vaadolunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır. Onun şehidleri, şehidlerin en hayırlısı, güvendiği kimseleri yani vezirleriyse emin olanların en güvenceli olanlarıdır.

Allah, bir grup kimseyi ona vezir tayin etmiştir. Allah bu kimseleri gizlemiştir. Ben keşif ve şühud yoluyla bu hakikatlara muttali oldum. Ayrıca, Allah'ın kulları için öngördüğü şeylere de vakıf oldum. Bunlar öncü olan bazı ashab gibi önde hareket edeceklerdir. Tıpkı önde gelen sahabenin Allah'a verdikleri sözü yerine getirdikleri gibi, bunlar da aynen o sözlerini doğrulayıcı olacaklardır. Bu kimseler ayni zamanda Arap da olmayıp Acem yani yabancı olacaklardır. Arap olmamalarına rağmen Arapçadan başka bir dilde konuşmayacaklardır. Onların cinslerinden olmayan bir koruyucuları olacaktır. Bu, Allah'a hiç bir vakit karşı da gelmiş değildir. Kendisi en saf ve samimi vezirlerinden olacaktır.

Özellikle bu vezirler her konuda gerçek manada arif kişiler olacaklardır. Fakat bizzat Mehdi ise, kendisi... ve gerçek anlamda siyasetçi olacaktır. Yine bu vezirlerin belirgin bir özelliği de kendilerinin hiçbir zaman savaş meydanlarında hezimete uğramamalarıdır. Mesela Rum şehrini, İstanbul olsa gerek sadece tekbirlerle fethedeceklerdir. İlk tekbirde surların üçte biri yıkılacak ikinci tekbirde surun üçte biri yıkılacak, üçüncü tekbirde surun kalan bölümü yıkılıp yerle bir olacaktır. Böylece bu şehri kılıçsız ve silah kullanmaksızın fethedeceklerdir. İşte bu doğrunun ta kendisidir ki zaferle kardeştir.

Mehdi'nin vezirlerinin ihtiyaç duyacakları şeyler, görevlerini en iyi yapmaları için dokuz tanedir, bu şeylerde O'na ulaşamaz. Bundan az da olmayacaktır. Bu şeyler sırasıyla şunlardır;

* Keskin bir görüş,
* İlka anında ilahi hitabı tanımak,
* Allah'tan geleni terceme etmesini bilmek
* Emir sahiplerinin mertebe ve derecelerini bilmek,
* Gazap anında merhameti bilmek.
* Melik'in ihtiyaç duyacağı arzakı mahsusayı ve diğer şeyleri bilmesi,
* İşlerin birbiriyle olan münasebetini bilmesi,
* İnsanların ihtiyaçlarını yerine getirmede aşırılığı ve kısıtlamayı bilmesi,
* Kendi özel müddeti içerisinde ihtiyaç duyduğu gaybı ilimleri bilmesi.

İşler ve hadiseler henüz meydana gelmeden, Mehdi Allah tarafından buna muttalidir. Zira önceden olacak olanlara hazır olması gerekiyor.

Mehdi, din bakımından rey ve kıyasa başvurmaktan masumdur. Ona böyle davranması haramdır. Zira Allah'ın dini konusunda hüküm vermede Nebi yani Peygamber olan birinin kıyas yapması doğru değildir. Şayet kıyas yapmasına izin verilseydi, Allah onu peygamberin Hz. Muhammed'in diliyle bildirirdi. Ayrıca Hz. Peygamber imamlardan hiç birisi için benim izimde yürüyecekler hata etmeyecekler dememiştir. Bu ifadeyi sadece Mehdi için söylemiştir. Onun masumluğunu halifeliğini ve vereceği hükümleri konusunda masumiyetini bildirmiştir. ("Futuhat-El Mekkiye", 366. bab, c. 3, s. 327- 328)

Irak Nakşibendi Tarikatı Ordusu ile Röportaj



Nakşibendi Tarikatı Bağlıları Ordusu Irak’ta Amerikan işgaline direnen bir grup… Grup, savaşın başından beri operasyon yapmasına rağmen ismini ve operasyonlarını 2006’ın sonuna, yani Saddam Hüseyin’in idamına kadar sakladı. Yayınladıkları videolardan da anlaşılacağı üzere grup, tasavvufi bir cemaat olmasına rağmen askerî stratejileri olan yerli bir cihad cemaati…

Ortaya çıkışından bu yana 13 adet CD yayınlayan grup, “Irak Sniperi” adlı videosuyla keskin nişancı operasyonları konusundaki gücünü gösterdi.

SÜTUN HABER / Sabri Kara

Genel Hatlarıyla Irak Direnişçileri

İşgalin ilk yılından beri Irak’taki yerel direnişçiler ciddi bir direniş sergilediler. Bunun yanında Iraklı olmayan ve genelde komşu ülkelerden gelen gönüllü savaşçıların da ayrı bir yeri olmuştur. Uzmanlar 2006’dan sonra Sünni direnişin kemikleşmiş bir yapıya kavuştuğunu söylüyorlar. Artık Sünni grupların ciddi anlamda operasyonel güçleri arttı, medya birimleri daha faal ve profesyonel duruma geldi.

2007 yılından itibaren fikrî ve siyasi yapıları birbiriyle uyumlu olan gruplar birleşerek daha büyük cepheler oluşturdular. Özetlemek gerekirse eski Baasçılar İzzet ed-Dûrî’ye tabi olarak Cihad ve Özgürlük Yüksek Komutanlığı adını aldılar. Irak İslam Ordusu, Mücahidler Ordusu gibi büyük gruplar da birleşerek Islah ve Cihad Cephesi’ni oluşturdular. 1920 Devrim Tugayları’nın öncülüğünde ise Cihad ve Değişim Cephesi kuruldu. Islah ve Cihad Cephesi, Selahaddin Eyyubi Tugayları ve Irak’ın Hamas’ıyla da birleşerek Irak Direniş Konseyi’ni oluşturdular. Bu konsey Irak’taki en büyük müttefik güç olma özelliğini sürdürüyor.

Irak İslam Devleti, Ensar el-İslam, Ebubekir Sıddık es-Selefî Ordusu, Saad bin Ebi Vakkas Ordusu, İslam Kalkanı Tugayı, Mustafa Ordusu gibi gruplar ise bu üç büyük oluşumun içersinde yer almayarak bağımsız kalmayı tercih ettiler.

Nakşibendi Ordusu’nun askeri gücü ve stratejisi

Nakşibendi Ordusu’nun askeri gücünü eski Irak ordusunun subay ve askerleri oluşturuyor. Şu ana kadar Irak’ta bilinen cihadi gruplar arasında yaşanan tartışmalarda taraf olmaması ve birlik mesajları vermesi grubun Irak’ta daha da kökleşmesini sağladı. Öte taraftan grup stratejik olarak Irak ordu ve polisinin vurulmasından yana değil. Yalnız Amerikalıların ve beraberinde gelenlerin vurulmasının daha etkili olacağını düşünüyorlar. İlginç olan diğer bir nokta da grubun Şiilere saldırmaması ve onları İran’ın tuzağına düşmedikleri müddetçe “aynı ülkede yaşayan kardeş ve ortaklar” olarak görmesi…

Nakşibendi Ordusu’nun operasyon videolarında dikkati en çok çeken husus sivillerin olduğu yerlerde operasyon yapmamaları… Gerek keskin nişancı operasyonlarında olsun, gerekse askeri araçlara yönelik tuzaklarında olsun hep tenha yerleri seçiyorlar ve böylece sivillere zarar gelmesine engel oluyorlar. Seyredeceğiniz videonun giriş kısmında da keskin nişancılarının Iraklı olan hiç kimseye yönelik operasyon yapmadıklarına vurgu yapıyorlar.

Nakşibendi Ordusu’nun şeyhinin kim olduğu tam olarak belli değil. Grup da şeyhlerinin ismini güvenlik gerekçesiyle vermiyor. Fakat askeri güçleri nizami bir orduyu anımsatıyor ve büyük çoğunluğu eski Irak ordusunun subay ve askerlerinden oluşuyor. Zaten resmi dergileri olan “en-Nakşibendiyye” dergisi de incelendiğinde yazarları içinde albay, tuğgeneral gibi rütbelere sahip imzalar görülecektir.

“Biz Nakşi Tarikatı Ordusu’yuz”

Grup dergilerinde her sayıda farklı konularla ilgili yazılar yayınlamakta ve kendi direnişçileriyle röportajlar yayınlamaktadır. Mesela dergilerinin birinci sayısında Faruk adlı bir direnişçileriyle yaptıkları röportaj şu şekildedir:

- Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu

- Ve aleykum selam Rahmetullahi ve Berekatuhu

- Kendinizi tanıtır mısınız?

- Ben, Nakşi Tarikatı Bağlıları Ordusu’ndan bir askerim. Allah yolunda cihad ederim.

- Niçin cihad ediyorsun? Kim cihad eder? Bu kritik zamanda insanların bazıları bu işi anlamıyor, bize izah eder misin?

- Sevgili kardeşim, ben cihad ederim; çünkü cihad, beldelerimizi kâfir işgal ettiğinden beri bütün Iraklılar gibi üzerimize farzdır. Aynı şekilde bütün Müslümanlara da… Çünkü Irak, İslâm beldelerinden bir parçadır. Aynı şekilde işgalcinin kalplerimizden silmek istediği “Lâ ilâhe illâllah” kelimesinin yücelmesi için cihad ederim. Meşrû olan bütün hakkımı gâsıbtan korurum. Şerefime, dinime ve ülkeme saldıran herkesle savaşırım. Ve biz bütün ilmî, kültürel, maddî ve mânevî imkânlarımızı bu yolda harcarız.

Nakşi kadınlar grup içinde tıbbi çalışmalar yapıyorlar

- Hangi vesilerle ve nasıl cihad ediyorsun?

- Bana bahşedilen bütün şer’î vesilerle savaşırım. Bütün vakitlerimi bu yola harcarım. Cihadımızın ulaştığı her yerde düşmanın bütün maslahatlarına zarar veririm. Herhangi bir mekânda, bütün vakitlerimde, bütün imkânlarımla, lisânımla, irademle, kalbimle, malımla ve silâhımla düşmana saldırırım. Böylece bütün basın araçlarıyla hakkı açıklar, bâtılın sesini ve suretini yok ederim. Çünkü basın, şeyhimiz ve üstadımızın öğrettiği gibi Irak harbi hakkında yalanlarla ve bâtıllarla bütün âlemi ve bütün halkları kandıran düşmanlarımızın hakikatta en büyük silahıdır. Bütün âleme bu yalanı ortaya çıkarmak üzerime vacipdir. Çünkü biz Nakşi Tarikatı Ordusu’yuz. Allah’ın izniyle habis işgalcinin içyüzünü, zaafiyetini, yenilgisini ortaya çıkarmaya kâdiriz. Çünkü o bâtıldır ve bâtıl daim değildir. “Deki: Hak geldi bâtıl zâil oldu. Şüphesiz bâtıl zâil olmaya mahkûmdur.”

- Sen ve kardeşlerin ne zamana kadar cihadı sürdüreceksiniz?

- Allah yolunda cihadımız bâkidir. Şehadet veya zafer gelinceye dek işgalci kâfirle savaşacağız. Ümmetimizdeki annelerin rahimlerinden cihadı sürdürecek yüksek şahsiyetler çıkmaya devam edecek.

- Ölümden korkmuyor musun? Büyük güç sahibi devletlerden korkmuyor musun?

- Nasıl korkayım onlardan? Rabbim Azze ve Celle, “Artık onlardan korkmayınız. Ve benden korkunuz.” diye bana hitap ediyor. Nasıl korkayım onlardan; bütün kuvvet Allah’ındır! Nasıl korkayım onlardan; ben hak üzereyim onlar ise bâtıl! Nasıl korkayım onlardan; onlar sırf ben Müslüman Muhammedi olduğumdan toprağıma ve ırzıma kast etmek için savaş açmışlar… Onlardan korkmuyorum. Bilakis onları zillet içerisinde ülkemden çıkarıncaya kadar, onurlu kahramanların savaştığı gibi savaşacağım. Bütün hallerde onlar hüsrandalar. Önümde iki yol var; zafer ve şehadet yolu. Bu iki yolun sonu da cennet ve Rabbimin rızası. Onların da önlerinde iki yolu var; yenilgi ve ölüm yolu. Bu iki yolun sonu ise cehennem ateşi. Allah Azze ve Celle onların ateşini kızdırsın. Allah bizim Mevlâmızdır. Onların Mevlası yoktur. Bizim ölülerimiz cennette, onların ölüleri ise ateştedir. Cennet bizi bekliyor. Onları ise cehennem. “Zulmedenler nasıl bir inkılâpla düşeceğini bilecek.”

“Irak’da Cihad Farz-ı Ayn’dır”

Yine dergilerinde Şer’i heyetlerine yöneltilen soruların cevaplarını yayınlayan grup Irak’ta cihadın hükmüyle ilgili Dr. Nureddin en-Nakşibendî’nin cevabını veriyor:

Soru: Şu an Irak’ta Allah yolunda cihad etmek farz-ı ayn mıdır, farz-ı kifâye midir? Eğer farz-ı ayn ise cihadın şartları nedir?

Cevap: Şu an Irak’ta cihad farz-ı ayn’dir. Çünkü o müdafaa cihadıdır. Şeyh İbn-i Hacer el Heytemi -Allah rahmet etsin- Tuhfetü’l Muhtaç’da şöyle demiştir: “… İkincisi, kâfirler İslâm topraklarına, dağlarına ve harabelerine girdiği zamandır. Sonra oraya yakın olanlarla uzak olanlar ayrılır. Eğer bizim beldemize girerlerse veya onlar ile belde ahalisi arasında kısa bir mesafe varsa oranın ehline müdafaa yapması için, mümkün olan her şey farz-ı ayn’dır.”

Bu sebeble Irak’ta cihadın farz-ı ayn olduğu açıktır. Müdafaa cihadı için herkese Allah yolunda cihad etmek, yapabildiği oranda farzdır. Kadın cihada çıkmak için kocasından, çocuk babasından, köle efendisinden izin almaz. Allah en doğrusunu bilir.

Soru: Ben Iraklı bir Müslümanım, Allah yolunda cihad ediyorum. Fakat annem ve babam razı değiller. Beni bu işimden dolayı anne ve baba hukukuna aykırı davranmakla suçluyorlar. Allah sizi üstün kılsın, bana fayda verecek ne yapayım?

Cevap: Irak’taki mücahidlerin saflarına katılman farz-ı ayn’dır. Çünkü bu cihad müdafaa cihadıdır. İkisinin iznine ihtiyacın yoktur; istediklerini terk etmekle itaatsiz olmazsın. Eğer cihadında niyetin Allah içinse o Allah katında makbuldur ve amelin sahihtir. Yaratıcıya isyan hususunda yaratılana itaat edilmez. Allah en doğrusunu bilir.

Osmanlı Vurgusu

Grubun resmi dergisi Nakşibendiyye’nin son sayısında yayınlanan Dr. Alâ en-Nakşibendî imzalı “İstanbul’un Fethi ve Sufi Şeyhleri Dersler ve İbretler” başlıklı yazıda Irak’ın ancak Osmanlı modeliyle eski günlerine geri döneceği vurgulandı.

Yazıda “cihadsız tasavvufun düşünülemeyeceği” ifade edilirken, tasavvufun Osmanlı Devleti’ne olan etkisinden bahsediliyor. Osman Bey’den Hilafetin sonuna kadar padişahların ve ordunun tasavvuf terbiyesinden geçtiği, tasavvuf terbiyesinin bozulmasıyla ordu ve devletin de bozulduğunu ifade eden dergi, Irak’taki direniş gruplarına tasavvufi metodu takip etmelerini öneriyor.

İstanbul’u fethetmekle Hz. Peygamber’in müjdesine nail olduğu bildirilen Fatih Sultan Mehmed’in esas mimarının Akşemseddin Efendi olduğu, dolayısıyla tasavvuf şeyhlerinin imani ve İslami terbiyede tarih boyunca büyük görevler yaptığı ifade edilen yazının sonunda, “bugün tasavvufi cihad terbiyesini Nakşibendi Tarikatı Bağlıları Ordusu yürütüyor” deniliyor.

Cihaderi

Cem Yılmaz Sufi Oldu İddiası

İddiaya göre ünlü komedyen Cem Yılmaz, 'Sufizm'i benimsedi. Artık gecelerde de görünmeyen Yılmaz'ın sufi olmasına vesile olan isim ise Umre'ye birlikte gittiği başka bir ünlü.



Ünlü şovmenin Mazhar Alanson sayesinde Sufizm ile tanıştığı ve Sufi olduğu iddia ediliyor. Sanatçının uzun bir zamandır gece hayatından elini eteğini çekmesi de buna dayandırılıyor.

İddialara göre Cem Yılmaz, 'Sufizm'i benimsedi. Yılmaz'ın son iki yıldır gece hayatından uzak durması, Umre'ye gitmesi, Sufizm ile ilişkisine dayandırılıyor. Ünlü şovmen son zamanlarda da sık sık Beyazıt ve Sultanahmet taraflarında görülüyor...

Fırsat buldukça sahafları dolaşan, Sufizm, Mevlevilik ve Bektaşilik ile ilgili kitapları okuyan Cem Yılmaz, yapılan bu iddialar hakkında şimdilik konuşmamayı tercih ediyor.

UMRE'YE BİRLİKTE GİTTİLER

Cem Yılmaz'ı sufizm ile tanıştıran kişi, yakın dostu Mazhar Alanson. 'Her Şey Çok Güzel Olacak' ve son olarak da 'Hokkabaz' adlı filmlerde Yılmaz ile başrolleri paylaşan Alanson da 'Sufizm'i benimseyen isimler arasında. MFÖ grubuyla birlikte 'Sufi'" ve 'Buselik Makamı' adlı şarkıları da yapan Alanson, Umre'ye de ünlü komedyen Cem Yılmaz ile birlikte gitmişti.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimleri Affetmemişti?

Merhameti ile bilinen Hz. Peygamber bir konuda oldukça sertti. Bu suça iştirak edenleri en ağır bir şekilde cezalandırdı.



İşte Hz. Peygamber'in tahammül edemediği suçlar...

Gerek yazının tamamını okumaya vakti olmayanlar, gerekse de yazıda çokça isim geçeceği için zihni karışacak olanlar için yazının özetini baştan vereyim.

Hz. Peygamber’in asla tahammül edemediği ve kesinlikle affetmediği suç, yalan, iftira gibi her çeşit karalama türü yaklaşımlarla toplumun zihninin karıştırılması ve yanlış düşünce sahibi olmalarına zemin oluşturulmasıydı. Kamu malı konusunda da hassastı. Aksi davranış içinde olanlara karşı şiddetli cezalar uyguladı.

Konunun ayrıntısına girmeden önce, Hz. Peygamber öncesi döneme ait bazı bilgiler vermekte yarar var.

Kamuoyunun kontrolü tarihin her döneminde büyük önem taşımıştır. Güç ve iktidar sahipleri, insanlık tarihinin bilinen bu en eski silahından sürekli yararlanma yoluna gitmişlerdir.

Eski Yunan ve Roma toplumlarında da, kamuoyu oluşturma tekniği olarak nitelendirebileceğimiz profesyonel faaliyetler mevcuttu. İmparator Neron, “Augustales” denilen ve görevi halkı heyecanlandırarak hasım grupları katletmek için coşkulu tezahürat yapmak olan ve çoğunluğu gençlerden oluşan 5000 kişilik bir teşkilât kurmuştu. Sezar zamanına gelindiğinde, Çiçeron gibi etkili hatiplerin siyaset ve toplum hayatı üzerindeki etkisi üst seviyelere çıkmıştı

Pompei harabeleri arasında bu devirde etkin faaliyet gösterdiği anlaşılan dellâllara ve münâdîlere ait kalıntılar bulundu.

Halkın çeşitli söylentilerle sindirilmesi ve morallerinin çökertilerek ruh dünyalarının peşinen esir alınması düşüncesi çok eski bir stratejidir. Anibal Roma üzerine yürürken bu teknikten yararlandığı gibi, Atillâ ve Cengiz Han’da bu iş için özel ekipler oluşturmuşlar, ordunun geçeceği güzergah üzerinde yaşayan halklarda büyük bir korku dalgası meydana getirmeyi başarmışlardır. Tarihe geçen tüm başarılı seferlerde, böylesine profesyonelce uygulanan bir zihin inşa stratejisi vardır.

Timur Anadolu’yu işgali sırasında da bunu başarıyla uygulamıştır. Yıldırım Beyazıt’ın Timur’a karşı mağlubiyetinde Timur’un propaganda silahını çok iyi kullanması etkin rol oynamıştır. O kadar ki, üzerinden asırlar geçmesine rağmen, Timur’la ilgili menkıbeler Anadolu’da hâlâ anlatılmaktadır.

O günün medyası…

Modern anlamda gazeteciliğin insan hayatına girmesi son 200, 300 yıla ait bir olaydır. Radyo, televizyon gibi günümüzün popüler iletişim araçlarının insan hayatına girmesinin üzerinden ise henüz 100 yıl bile geçmemiştir.

Kısacası, bundan 100, 200 sene öncesine gelinceye kadar tüm insanlık tarihi boyunca en etkin kamuoyu oluşturma aracının başında şifahi (sözlü) unsurlar başta geliyordu. Onu en iyi kullanan da, etkin söz söyleme gücüne sahip şairlerdi.

Şairler eski çağlar boyunca bir bakıma şimdiki anlamıyla medyanın görevini yürütüyorlardı. Herhangi bir konuda kamuoyu oluşturulacaksa, bu iş için şairler görevlendiriliyor, karşılığında kendilerine menfaat temin ediliyordu. Özellikle savaş hazırlıkları sırasında ve savaş anında askerin coşturulmasında en etkin silah şiirdi.

Şairlerin çoğu Yahudi idi…

Hz. Peygamber risalet görevine başladığında Mekke bir bakıma Arap yarımadasının şiir merkezi (medya üssü) gibi idi. Arap yarımadasının en etkin şairleri burada bulunuyor, en güzel şiirler Kâbe duvarına asılıyordu.

Hz. Muhammed (s) peygamberlik görevine başladığı andan itibaren, çoğunluğunu Yahudilerin oluşturduğu şairler hemen saldırıya geçti.
Yahudi şairler, şiirlerinde İslâm'la alay ediyor, Hz. Peygamberi sürekli aşağılıyorlardı. Özellikle Müslüman kadınları küçük düşüren ve hakaret eden şiirlere ağırlık veriyorlardı. Zaten o günün en etkin kamuoyu oluşturma aracı şiirler olduğu için bu hakaretler kısa zamanda ağızdan ağza yayılıyor ve toplum Müslümanlara karşı kışkırtılıyordu.

Müslümanlar kendilerine olan özgüvenden dolayı bundan doğrudan etkilenmeseler de, insanların hakikatlere karşı kalplerinin ve gözlerinin kapalı hale gelmesine yol açtığı için bu tür karalama kampanyalarına üzülüyorlardı.

Mekke dönemi sabır dönemi olduğundan, Hz. Peygamber bu amansız saldırılara doğrudan karşılık vermedi. Medine döneminde ise; gerekli savunmaya ve mücadeleye izin verildiğinden dolayı, Hz. Peygamber’in yaklaşımı çok farklı oldu. Hz. Peygamber İslam’ın tüm hasımlarıyla mücadele ettiği gibi, kamuoyunu Müslümanlar aleyhine kışkırtan şairlere karşı da sert tedbirler aldı.

O dönemde İslam’ın en azılı düşmanlarından biri de, Asma binti Mervan adındaki şair kadındı. Tüm hayatı, İslâm aleyhinde şiir üretmek, şiirlerinde İslâm ve Hz. Peygamber düşmanlılığını işlemekle meşguldü. Bu şairi sahabeden Umeyr öldürdü. Hz. Peygamber onun hakkında, "Allah'a ve Resulü'ne gıyaben yardım eden birisini görmek istiyorsanız Umeyr'e bakın!" buyurdu.

İslâm'a ve Hz. Peygamber’e saldıran Yahudi şairlerinden birisi de Ebû Afek adındaki fitneci şairdi. Sâlim b. Umeyr isimli sahabi de bu İslâm düşmanı Yahudi şairi öldürdü ve toplumu ifsat etmesinin önüne geçti.

Bedir savaşında Müslümanların üstün gelmesi bütün Yahudileri kızdırdı ve daha da hırçınlaştırdı. Bu savaş onların kinlerini açığa vurmalarını sağladı. Bedir zaferinden sonra Yahudi şair İbnu'l-Eşref, İslâm'a daha ağır hakaretler yapmaya başladı. Bedir Savaşı’nın ardından, "Bugün yerin altı üstünden yeğdir" dedi.

Mekkelileri Müslümanlara saldırtmak için Mekke’ye gitti ve orada şiirleriyle ağıtlar yaktı. Medine'ye dönüp İslam düşmanlığına devam eden İbnu'l-Esref o kadar ileri gitti ki, Hz. Peygamber sonunda söyle dua etti: "Ya Rabbi, beni Ka'b ibnu'l-Eşref’den ve onun şiirinden kurtar." Sahabeden Muhammed b. Mesleme çok geçmeden bu şairi katletti.

Ertesi gün, İbnu'l-Eşref'in haksiz yere öldürüldüğünü savunmak için gelen Yahudilere Hz. Peygamber şöyle dedi: "O suçsuz değil; bizi aşağıladı. İslâm ve Müslümanlar aleyhinde şiirler söyledi (kamuoyu oluşturdu). Aranızdan her kim aynı fiili işlerse, onun da kafası kesilecektir. Bunu böyle bilin ve bir daha İslâm aleyhinde söylemeyin…"

Bu olaydan sonra Nadiroğulları Hz. Peygamber ile bir ittifak antlaşması yaptı. Fakat barış dönemi uzun sürmedi. Uhud Savaşı yapıldı. Hz. Peygamber, Uhud Savaşı esirlerinden yalnızca şair Ebu Azze'nin öldürülmesini emretti. Bu şair, Mekkeli Müşrikleri şiirleriyle galeyana getirerek Müslümanlara karşı yeni bir saldırıya geçirilmesinde büyük bir rol oynamıştı.

Kimler öldürüldü…

Mekke fethi esnasında, Hz. Peygamber (a.s) "Saldırıya uğramadıkça, sakın saldırmayın. Fakat şu on bir erkek ile altı kadını nerede bulursanız öldürün. Başka kimseye dokunmayın" dedi. Fakat bunlar arasından sadece dört erkek öldürüldü, diğerleri affa mazhar oldu.

Öldürülen dört kişinin isimleri ve suçları şunlardı:

1. Abduluzza b. Hatal: Daha önce Müslüman olup, Abdullah adını almış ve zekât toplamakla görevlendirilmişti. Önemsiz bir sebepten Müslüman ar*kadaşını öldürdü, kısas edileceğinden korktu, irtidat etti ve topladığı zekât malları ile birlikte kaçtı. Mekke'ye iltica etti. Hem katil, hem mürted, hem de hırsızdı. Fetih günü Ka'be örtüsü içine saklanmışken buldu ve öldürüldü.

2) Mikyas b. Subabe: Müslüman ol*muş kardeşinin, başka bir Müslüman tarafından müşrik zannedilerek hataen öldürülmesi üzerine, onun hakkını almak için geldi, Müslüman oldu ve kardeşinin kanını dava etti. Diyet almasına rağmen, kardeşini öldüren Müslümanı öldürdü, irtidad etti ve Mekke'ye kaçtı. Fetih günü Müslümanlara pusu ku*ranlar arasında yer aldı. Gizlendiği yerde yakalanıp öldürüldü.

3) Haris b. Tulatıla: Hz. Peygamber’e daha ilk günden itibaren en ağır eziyet ve hakaretleri yapanlardandı. Sürekli alay eder, yalancı olduğunu söylerdi. Fetih günü Hz. Ali tarafından öldürüldü.

4) Huveyris b. Nukayzi: Mekke döneminde Peygamber (a.s.)'e en çok eziyet edenlerdendi. Hz. Peygamberi hakaretler içeren şiirler söylerdi. Hz. Peygamberin kızları Fatıma ve Ümmü Gülsüm'e de eziyetleri olmuştu. Fetih günü Hz. Ali tarafından öldürüldü.

Özetlemek gerekirse, Hz. Peygamber’in şairlere karşı sert tutumunun bir nedeni de, şairlerin kendi zihin kirliliğini ve küfrünü şiirleriyle topluma da bulaştırması ve kendi karanlık dünyalarına başkalarını da ortak etmesiydi.

Çünkü İslam, bireyin olduğu kadar toplumun da ruh sağlığının korunmasını, bireyi ve toplumu ifsat eden her türlü yanlışın önüne geçilmesini ister. İnsana saygının gereği de budur.

Osman Özsoy

Papazhatip



28 Şubat, Öcalan gibi yakın tarihteki olayları ders kitabına ekleyen Milli Eğitim Bakanlığı, bu kez de İmam Hatiplerle ile ilgili çok konuşulacak bir uygulama başlatıyor.

Medeniyetler İttifakı açılımı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına da girdi. İmam Hatip Liseleri ve Anadolu İmam Hatip Liseleri’nin bu yılki müfredatında çarpıcı bir açılım yapılarak bu okullarda okutulan Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersinde imam adaylarının İslamiyet dışındaki dinleri bizzat temsilcilerinden dinlemelerinin yolu açılacak.

Akşam Gazetesi'nin haberine göre; Milli Eğitim Bakanlığı, İmam Hatip Liseleri’nin 12. sınıfında görülen Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersinin programındaki etkinliklere bir ilke imza atacak uygulama örnekleri koydu. Bu derslerde imkan varsa Hıristiyan ve Musevi din adamlarının sınıflara davet edilerek bizzat dinlerini anlatması sağlanacak.

SİNAGOG VE KİLİSELERE GEZİ

“İnsanlığa gönderilen ve günümüzde de mensubu olan Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslamiyetin inanç, ibadet ve ahlakla ilgili öğretilerinin, sağlıklı bir şekilde öğretime konu yapılması önemli bir husustur. Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersinde böyle bir ünitenin yer alması bu amaca azami derecede katkı sağlayacaktır” denilen ders programında “Misafir Haham ve Rahip Hoca” etkinliği şu ifadelerle önerildi:

Dinlerde mabet konusu anlatılırken çevredeki kilise, sinagog (havra) ve camilere geziler düzenlenmeli, görevli din adamlarından bilgi alınmalıdır.

Mümkünse diğer dinlerin din adamları derse davet edilip konuyla ilgili görüşleri alınmalı veya öğrenciler bu kişilerle söyleşi yaptırmaya teşvik edilmelidir.

Hac konusu işlenirken Kudüs, Mekke, Roma, Benares gibi hac merkezlerinin ve orada hac yapan insanların resimleri temin edilip öğrencilere gösterilmelidir.

Öğrencilerin dinlerin ibadet mekânlarını tanımaları ve saygının öğretilmesi sağlanacak.

MİSYONER FAALİYETLERPROGRAMA ALINDI

Aynı dersin bir başka ünitesinde ise misyonerlik faaliyetleri ele alınacak. “Dini Çoğulculuk, Diyalog ve Misyonerlik” adını taşıyan ünitede ise İmam Hatip Lisesi öğrencileri, Hıristiyan grupların, Yahova şahitlerinin, diğer grupların misyonerlik faaliyetlerinde hangi argümanları kullandıkları üzerinde bilgi sahibi olacaklar. Bu çerçevede, derste “İstismarcı misyonerlik kavramı ve Türkiye’de faaliyet gösteren misyoner gruplar hakkında bir araştırma yapılarak sınıf ortamında bunlarla ilgili ve misyonerlerin insanları ikna etmek için hangi yöntemleri kullandıklarına dair bir tartışma ortamı oluşturulur” konulu bir çalışma yapılacak.

Surplus: Terrorized Into Being Consumers



Surplus: Terrorized Into Being Consumers; Erik Gandini‘nin yönettiği ve Johan Söderberg’in düzenlediği 2003 yapımı bir belgesel. Tüketim çılgınlığı - Tüketim karşıtlığı, G8 zirvesi ve Genoa eylemlerini ele alan ve John Zerzan‘ın yorumlarıyla olaylara bakış açısı getiren güzel bir belgesel.

Türkçe altyazı dosyanın içinde!

Şifre : azeri

Linkler :

http://rapidshare.com/files/40540438/SurerrorizedConsumers.part1.rar
http://rapidshare.com/files/40544545/SurerrorizedConsumers.part2.rar
http://rapidshare.com/files/40548735/SurerrorizedConsumers.part3.rar
http://rapidshare.com/files/40553173/SurerrorizedConsumers.part4.rar
http://rapidshare.com/files/40557840/SurerrorizedConsumers.part5.rar
http://rapidshare.com/files/40562486/SurerrorizedConsumers.part6.rar
http://rapidshare.com/files/40566906/SurerrorizedConsumers.part7.rar

"Elham Bu" Animasyonu

Elham bu adlı animasyon herkesin büyük beğenisini kazanıyor. Film, bize Kur'an-ı anlamanın önemini anlatıyor.



Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformu’nun, toplumun geniş kitlelerini kutsal kitabımızın anlamıyla buluşturmaya yönelik düzenlediği senaryo yarışmasında 2. olan senaryo, “Elham Bu” ismiyle animasyon filmi haline getirildi. Sertaç Ercan’ın senaryosu üzerinde animasyon çalışmasını Anima Turk’ten Mehmet Şenocak yaptı. “Kur’an Her Zaman-Anlamak İçin Oku” konseptli senaryo, bir bayan turistin Sultanahmet Camii avlusunda fotoğraf çekmesiyle başlamaktadır.

Animasyonu izlemek için tıklayınız: "Elham Bu" Animasyonu

Ünlü Şovmenden Şok 11 Eylül Yorumu



Fransa’nın en başarılı komedyenleri arasında gösterilen ve Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin de çok yakın arkadaşı olan bir sanatçının, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili ‘resmi söylem’ hakkında yaptığı açıklamaları büyük tartışmalara yol açtı.

Sarkozy’nin şov dünyasındaki en yakın çevresi içinde yer alan ünlü stand-up’çı Jean-Marie Bigard, kanlı saldırıların yedinci yıldönümü öncesinde yaptığı açıklamada, olaylarla ilgili resmi söylemi ‘yalan’ olarak nitelendirdi.

Bigard’ın sözlerinin, göreve geldikten sonra ABD yanlısı bir politika izleyen Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin başını ağrıtacağı belirtiliyor.Bigard, Europe 1 radyosuna yaptığı açıklamada, “Güya biri ormana diğeri de Pentagon’a düşen iki uçağın varolmadığının kesinlikle eminiz. Bu koca bir yalan. Pentagon’u vuran bir Amerikan füzesiydi. Kendileri ateşlediler, kendi vatandaşlarını öldürdüler. Genelde bu türden şeyler 30 yıl sonra anlaşılır. Ama biz şimdi biliyoruz” dedi. Biletlerin tamamının satıldığı Paris’teki futbol stadyumu le Stade de France’da şovlar yapan Bigard, “El Kaide’nin de Bin Ladin’in de 11 Eylül’den sorumlu olmadığını ciddi olarak değerlendirmeye başlıyoruz” diye konuştu. Ünlü şovmen konuşmasında, 11 Eylül’e ilişkin resmi söylemin sorgulandığı ve 2002’de Fransa’da en çok satan kitap olan Thierry Meyssan’ın L'Effroyable Imposture (Büyük Yalan) adlı kitabı ile Loose Change adlı filme de atıfta bulundu.

Bigard’ın sözlerinin infiale yol açması üzerine Europe 1 özür dilerken, ünlü komdyen, sözlerinin arkasında olduğunu belirtti. Bigard, 11 Eylül saldırılarının ABD tarafından kurgulandığını iddia eden ikinci Fransız yıldız. Mart ayında da Oscarlı oyuncu Marion Cotillard, benzer açıklamalarda bulunarak Amerikalıları kızdırmıştı.

Star

Katliamcı ABD Askerleri Topluca İntihar Etti



Kuzey Bağdat grubunda bulunan ve Iraklı ailelere birçok kez katliam yapan 21 asker topluca intihar etti. İntihar sonrasında askerlerin cesetleri tananımaz hale geldi. İntihardan önce askerlerin birbirlerini motive ettiği ve ardından da çok ağır bir zehiri kafaya diktikleri belirtildi. Cesetler bulunduğunda korkunç bir hale gelmişti.

Bağdat’ta haklarında Iraklı aileleri keyfi öldürme soruşturulması bulunan 21 asker toplu olarak intihar etti. Askerlerden beşi intihar eyleminden sağ kurtulurken 16’sı öldü. Ordu, yaşanan intiharları önlemekte yetersiz kalıyor.

ÇOK AĞIR BİR ZEHİRLE İNTİHAR

Milliyet'e göre; ABD ordusu, kuzey Bağdat grubunda bulunan 21 asker Iraklı ailelere karşı birçok defa katliam yapmakla suçlanmış ve bu suçlamaların ardından yargılama yolu açılmıştı. Askerlerin toplu intiharında beş asker tıbbi müdahale ile kurtarılırken diğer 16 askerin öldüğü belirtildi. ABD ordu güvenliği kaynaklarından alınan bilgiye göre, intihar grubu kendilerini ilk önce intihar için motive etmiş, ardından da çok ağır kimyevi zehir içerek ölüme gitmişler.

CESETLER MUMYAYA DÖNMÜŞLER

Askerlerin cesetlerini gören görgü şahitleri cesetlerin 5000 yıllık mumya gibi tanınmaz bir halde olduğunu belirttiler. ABD ordusunda 2003 yılından beri sayısız intihar vakası olurken bunların yarısı ölümle sonuçlanmış.

Olayın 27 gün sonra duyulması ordu içinde ‘sır saklama’ kararının olduğunu gösteriyor. Kurmay birimleri de yaşananların asker motivasyonun kırılmasına neden olmasından korkuyor.

ASKERLER NEDEN İNTİHAR EDER?

ABD'de intihar olaylarını artmasının ardında yatan gerçek psikoljik araştırma grupları tarafından inceleniyor. Ordunun politikası ve disiplin yönetmeliği intiharlara bir neden olarak gösterilirken en önemli gerçeğin Irak şartlarında Conilerin yaşadığı 'ölüm saplantısı' ve 'hayal kuramama' sıkıntısı olduğu belirtiliyor. Askerler hayal kuramıyor çünkü bir gün sonrası için hiçbir fikirleri yok, yaşadıkları ortamın bitmeyecek bir zaman dilimi olarak değerlendiriyorlar. Bu ise onları, hem saldırgan hem de yanlış yapmaya elverişli hale getiriyor.

2003'TEN BU YANA 600 İNTİHAR TEŞEBBÜSÜ

ABD Ordusu’nda Irak'ta 2003 yılından beri nasıl bir çözülme olduğu medyadan gizleniyordu. Ama son olayla birlikte 600 intihar vakasının yarısının ölümle sonuçlanması ABD ordu kaynaklarını tedbir almaya itiyor. Temmuz 2008’de Bağdat Merkez Komutanlığı’ndan meydana gelen intihar eyleminin şimdiye kadar yaşananların en trajik olduğu yorumu yapılıyor. Olayda askeri düzen eksikliği, insan unsurunu iflas etmesi ve genel ordu politiğinin yara olması çok net bir şekilde gözüküyor

Timeturk

Patani'nin Ebu Gureyb'i



PATANİ TOPLAMA KAMPLARINDAKİ GÖRÜNTÜLER İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Tayland Ordusu’nun işgali altındaki Patani’de Müslüman Halk yıllardır büyük acılar yaşıyor.

Budist Tayland Yönetimi’nin medyaya uyguladığı baskı ve engellemeler nedeniyle, Patani’de yaşanan zulmün boyutları kamuoyuyla yeterince paylaşılamıyordu.

TIMETURK tarafından ele geçirilen Patani’deki toplama kampları’nın fotoğrafları ülkede yaşanan acıları bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Tayland’ın güneyinde bulunan Patani’de toplama kampları Müslümanlarla dolu.

5 milyon Müslüman’ın yaşadığı Patani’de 30 bin kişi Yala, Narativa, Satun ve Songlo’daki toplama kamplarında tutuluyor.

Aralarında kadın, yaşlı ve küçük yaştaki çocukların da bulunduğu bu toplama kamplarında sık sık işkence, tecavüz ve darp olayları yaşanıyor.

Toplama kamplarında tutulan mahkumlar arasında âlimler, öğrenciler ve öğretmenler çoğunluğu oluştururken; bu kamplar medya ve insan hakları örgütlerinden özenle saklanıyor.

EBU GUREYB’DEN FARKI YOK

Patani’deki toplama kamplarının görüntüleri insana Irak’taki Ebu Gureyb Hapishanesi’ni hatırlatıyor.

Üstleri çıplak bir vaziyette kampta tutulan mahkumların bir çoğunun vücudunda darp izleri bulunurken, Patanili Mahkumlar son derece bitkin, zayıf ve üzgün gözüküyor.

Ayrıca mahkumların vücuduna askerler tarafından rakamlar yazılmış.

Tayland Askerleri Patanili Mahkumlara seslenecekleri zaman isimle çağırmak yerine bu rakamları kullanıyorlar.

Patanili kadın mahkumlar ise daha çok Narativa’ya bağlı Galuvo Köyü’ndeki bir toplama kampında tutuluyor.

Patanililer, 100’den fazla kadın mahkumun tutulduğu bu toplama kampında kadınlara askerler tarafından sistematik olarak tecavüz edildiğini söylüyorlar.

Bu kamptaki kadın mahkumların bir çoğu Tayland Ordusu’na karşı savaşan direnişçilerin hanım ve akrabalarından oluşuyor.

GÜNEYDOĞU ASYA’NIN EN DİNDAR HALKI

Patanililer ırk olarak tıpkı Malezyalılar gibi Malay Irkı’ndan geliyorlar.

12. Yüzyıl’da Çin’e ticaret için giden Arap tüccarlar vasıtasıyla İslam’la tanışan Patanililer 15. Yüzyıl’da Patani İslam Krallığı’nı kurdular.

İslam Krallığı döneminde Patani Güneydoğu Asya’nın en önemli ilim, kültür ve ticaret merkezi haline geldi.

Yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin olan Patani, 1900’lü yılların başında İngilizler tarafından işgal edildi.

İngiliz işgaline karşı çıkan Patani Halkı’nın bu direnişi Osmanlı Sultanı Abdulhamid Han tarafından yoğun şekilde desteklendi.

İngilizler, tıpkı Ortadoğu’da yaptıkları gibi Güneydoğu Asya’yı da cetvellerle sınırlara ayırdılar ve Patani’yi Budist Tayland Hükümeti’nin yönetimine verdiler.

Şafi Mezhebi’ne bağlı olan Patani Halkı, Güneydoğu Asya’nın en dindar halkı olarak biliniyor.

11 Eylül Saldırılarının ardından ABD tarafından terörizmle mücadele kapsamına alınan Patani, bizzat Bush tarafından “Güneydoğu Asya’nın Afganistan’ı” ilan edildi.

Tayland Yönetimi, Patani’deki bağımsızlık mücadelesini bastırabilmek için özellikle ABD, İngiltere ve İsrail’den destek alıyor.

Timeturk

Metallica'dan Irak İllüzyonu Tepki Topluyor

Metallica rock endüstirisini Amerikan siyasetiyle uyumlu biçimde genişletiyor. Klip'te Amerikan askerleri masum, yardımsever ve çaresiz olarak gösteriliyor.



Metallica'nın son klibini "The Day That Never Comes" (Hiç Gelmeyen Gün) adlı parçalarına yönetmen Dane Thomas Vinterberg çekti. Klip senaryosu, Ortadoğu'ya işgal için gelen bir grup Amerikan askerinin yaşadığı korkular ve güvensizlik duyguları üzerine kurulmuş. Ancak öyle bir finali var ki Klipte Amerikan askerleri yardımsever olarak gösteriliyor.

Haber 7'nin, "Senaryo söze gerek bırakmıyor... Klip söylenecek her şeyi fazlası ile söylüyor!" tespitini ise aslında klibin söylenmesi gereken her şeyi ters yüz ettiği şeklinde okumak gerekiyor.

Sıradan müzik kliplerinin dışına çıkıp, film tadında bir klip istediklerini belirten ünlü rock grubu Metallica'nın üyeleri, bunu en iyi yapacaklarına inandıkları film yönetmeni Dane Thomas Vinterberg'le anlaştıklarını söylüyor. Grup üyeleri, "Ortaya çıkan eser aklımızı başımızdan alacak derecede beklentilerimizi karşılıyordu." diyerek yönetmene teşekkür ediyorlar.

İşgal askerlerini yardımsever olarak gösteren böylesi bir klibin Haber 7 gibi kimi haber sitelerinde "Müthiş" olarak değerlendirilmesi de kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı...

Rock müziğin, çıkış itibariyle statükoya başkaldırı ve haksızlıkları protesto içermesine rağmen küresel bir şirket haline gelen Metallica rock endüstirisini Amerikan siyasetiyle uyumlu biçimde genişletiyor.

Klip'te Amerikan askerleri masum, yardımsever ve çaresiz olarak gösteriliyor. Klibin sonu ise yolda karşılaştıkları sivilleri "terörist" zannedip vuracakken sivil olduklarına güveniyorlar ve Askerler onları öldürmek yerine yardımlarına koşuyorlar. Oysa Irak'ta 2003'ten bu yana sivil hedeflere yönelik saldırılar ve katliamlar klibin tam tersini gerçek olarak önümüze koyuyor.

İşte olay klip: THE DAY THAT NEVER COMES - METALLICA

Timeturk

Irak İşgali "Tanrı'nın İsteği" imiş!

Cumhuriyetçi aday McCain’in başkan yardımcılığına önerdiği Sarah Palin’in yeni ortaya çıkan ve manastırdaki videosunda "Tanrı'nın planından emin olmamız gerek” dedi.



ABD Başkanı George W. Bush’un savaş jargonunu kullanan, yeni Cumhuriyetçi Başkan Yardımcısı adayı Sarah Palin, ABD’nin Irak’ın işgalinin “Tanrı’nın bir ödevi” olduğuna inanıyor.

Cumhuriyetçi başkan adayı John McCain’in başkan yardımcısı Palin, yeni ortaya çıkan bir videosunda eski kilisesindeki manastır öğrencilerine “Ulusumuzun liderleri askerlerimizi Tanrı’dan gelen bir görevle gönderiyorlar” dedi.

Haziran’daki bir konuşmasının videosu, gençliğinden beri devam ettiği evanjelik Wasilla Tanrı Meclisi (Wasilla Assembly of God) Kilisesi’nin web sitesinde yer aldı ve oradan da tüm internete dağıldı.

Alaska valisi din öğrencilerinden Irak’ta askerler için dua etmelerini istediği konuşmasında şu sözleri sarf etti: “ Bu emin olmamız gereken şeydir, yani bir plan olduğu ve bu planın Tanrı’nın planı olduğundan. Duamız bunun için”.

Palin’in sözleri ABD Başkanı Bush’un retoriğinin bir yankısı. Bush 2003 Mart’ında kitle imha silahları ve el-Kaide bağlantıları nedeniyle Irak’ı işgali emrini vermişti. Sonrasında tüm iddialar asılsız çıkmıştı.

Bush, Irak ve Afganistan’ı işgalini içeren terörle-savaş pelesengini iyiyle kötü arasında savaş olarak betimliyor. 9/11 saldırılarının ardından bu teraneyi Hıristiyanların İslam’la savaşı anlamına gelen “Haçlı seferi” olarak nitelemesi, birçok Müslüman’ı kızdırdı.

Wasilla Tanrı’nın Meclisi ve ait olduğu 3 milyon üyeli Tanrı’nın Meclisleri Genel Konseyi mezhebi, temel Hıristiyan akımlarına atfedilmeyen bazı çekirdek inançları benimsiyor. Mezhebin web sitesi bazı akademisyenlerin dünyanın sonunu önceden ima eden “son zamanların” 1948’de İsrail’in kuruluşu ve Yahudilerin Kutsal Topraklara dönüşüyle İncil’in kehanetinin doğrulandığına inandığını söylüyor.

Tutucu

Konuşma videosu Palin’in valiliğe nasıl din-temalı yaklaştığını da gösteriyor. Palin şunları söylüyor: “Sizinle bir anlaşmaya ihtiyacım var. Doğal kaynaklarımızı geliştirilmesi, yolların asfaltlanması, birliklerimizin araç, üniforma ve silah sahibi olması ve devlet okullarımızın masraflarının karşılanması gibi işlerimi yapabilirim. Ancak tüm bu işler Alaska’nın insanların kalpleri Tanrı’yla beraber değilse bir işe yaramazlar”.

Manastır öğrencilerinden Alaska eyaletinde 30 milyar dolarlık bir boru hattı için dua etmelerini isteyen Palin şöyle konuştu: “İnsanları ve firmaların bir araya getiren bu gaz hattının yapılması için Tanrı’nın isteğinin yerine gelmesi gerekiyor, bunun için dua edin”.

İlk dönem valisi Palin önde gelen simalardan. Ülkenin zirve siyasi koltuğuna oturan Palin, eyaletin ilk kadın ve en genç valisi olma unvanını taşıyor. Dindar bir Hıristiyan aileden gelen 5 çocuk annesi 44 yaşındaki Palin, sağcı Cumhuriyetçi ve güçlü sosyal muhafazakar olarak nitelendiriliyor.

Kahramanlığı üstün tutan, silah sahipliğini onaylayan ve ölüm cezasını destekleyen bir aileden geliyor. Palin gayretli bir hayat savunucusu olarak Nisan’da Down Sendromu olan 5’nci çocuğunu doğurdu. Onun Hıristiyan sicili ve kürtaj-karşıtı görüşleri sosyal muhafazakarlar tarafından methediliyor. Cumhuriyetçi başkanlık seçim adaylarında yer alan ilk ve partinin ana adayları arasında ikinci kadın olarak hâlihazırda tarih yazıyor.

Eğer Cumhuriyetçiler Kasım’daki Beyaz Sarayı seçimlerini kazanırlarsa, Palin Amerikan tarihindeki ilk kadın başkan yardımcısı olacak.

Timeturk

Müslümanlara Yine El Kaide Zulmü: 21 Gözaltı

Allah (cc), tek suçu Cihada arzulu ve meyilli olmak olan, bu nedenle El Kaide yaftasıyla gözaltına alınan kardeşlerimizin yardımcısı olsun dualarınızı esirgemeyin...



İstanbul'da yapılan operasyonlarda El Kaide şüphelisi 21 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüpheliler İstanbul Emniyet Müdürlü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde sorgulanıyor.

Alınan bilgiye göre, Beşiktaş'taki özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığının koordinasyonunda, kentin çeşitli semtlerinde, terör örgütü El Kaide'ye yönelik operasyon düzenlendi.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan operasyonda, Afganistan'a giderek siyasi ve askeri eğitim alanların da aralarında bulunduğu belirtilen 21 şüpheli yakalandı.

Eylem hazırlığında oldukları ileri sürülen şüphelilerin şubedeki sorgularının sürdüğü öğrenildi.

1 Nisan 2008'de gerçekleştirilen operasyonda, örgüt üyesi oldukları ve eylem yapmayı planladıkları ileri sürülen 45 kişi gözaltına alınmıştı.

Cihaderi

NATO ve CIA'in Kanlı Gizli Orduları

1980 darbesinin tezgâhlanmasından ve 1971 ‘kardeş kavgasından’ sorumlu” “gizli orduların” İtalya'daki kirli oyunları...



GLADİO OPERASYONU: CIA’in “STAY BEHIND” GİZLİ ORDULARI AĞI

Aldo Moro’nun “Kurban Edilişi”

Andrew Marshall*

CIA, NATO aracılığıyla ve Batı Avrupalı çeşitli istihbarat birimleriyle çalışarak onlarca yıl Batı Avrupa’daki düzinelerce terör vahşetinden sorumlu stay behind** “gizli ordular” ağı kurdu. Bu rapor en iyi belgelendiği için İtalya’daki stay behind ordusuyla sınırlıdır. Kod Adı Gladio yani “Kılıç”.

KISA BAKIŞ

“Stay Behind” Ordularının Amacı

1950’lerin başlarında, Birleşik Devletler, Batı Avrupa’da “Stay Behind” gönüllü ağlarını eğitmeye başladı ki böylece Sovyet işgali vuku bulduğunda, “istihbarat toplayıp, kaçış yolları açıp ve direniş hareketleri oluşturulabilecekti”. CIA, NATO komitesinin koordinasyonu altında Batılı askeri istihbarat birimleriyle dirsek temasında çalışacak bu grupları finanse etti ve danışmanlığını yaptı. 1990’da, İtalyan ve Belçikaları müfettişler, bu “stay behind orduları” ve Batı Avrupa’da 20 yıllık dönemdeki terör olaylarıyla arasındaki ilişkiyi araştırmaya başladı. [1]

“Gizli Ordular” mı, Terörist Gruplar mı?

Bu “stay behind” orduları, Batı Avrupa siyasetinde solun yükselişini engelleme amacıyla “gerilim stratejisi” adı altında tüm Avrupa’daki terörist organizasyonlarla dolaplar çevirdi, onları destekledi ve hatta yönetti. NATO’nun “gizli orduları” birçok ülkede suç ve ifsat eylemleri içerisinde oldu. Türkiye’de 1960’da, stay behind ordusu, askerle birlikte çalışarak, bir darbe tezgahladı ve Başbakan Adnan Menderes’i öldürdü; Cezayir’de, 1961’de, Fransız stay behind ordusu CIA’yle Cezayir’deki Fransız hükümetine karşı nihayetinde başarısızlıkla neticelen bir darbe girişimi tezgahladı; 1967’de Yunanistan’da stay behind ordusu darbe yaptı ve askeri diktatörlük kurdu; 1971’de Türkiye’de, darbe sonrasında, stay behind “kardeş kavgası” çıkarıp yüzlerce kişiyi öldürdü: 1977’de İspanya’da stay behind ordusu Madrid’de bir katliam yaptı; 1980’de Türkiye’de, stay behind ordusunun başı darbe tezgahladı ve idareye el koydu; 1985’de Belçika’da stay behind orduları süpermarket önündeki insanlara rastgele ateş açarak 28 kişiyi öldürdü; İsviçre’de 1990’da İsveç stay behind’ın eski başı ABD Savunma Bakanlığı’nı “gerçeği açıklayacağını” söylemesinin ertesi günü kendi kasaturasıyla öldürülmüş olarak bulundu; ve 1995’de İngiltere, MI6 ve SAS’ın Batı Avrupa’daki stay behind ordularına yardım ettiğini ortaya çıkardı. [2]

GLADIO OPERASYONU’NUN DOĞUMU

Bir “Gerilim Stratejisi”

1990’da İtalya Başbakanı, İtalya’nın “stay behind” ordusu “Gladio”nun (Kılıç), İtalyan hükümetinin onayıyla 1958’den beri var olduğunu itiraf etti. 1970’ler başlarında, İtalya’nın komünist desteği artarken, hükümet Gladio ağını kullanarak “Gerilim Strateji”sine döndü. 1972’deki çok gizli Gladio toplantısında, bir yetkili Komünistlere “önleyici bir saldırı”yı işaret etti. Guardian’ın haberinde, İtalya’daki Gladio, tüm İtalyan istihbarat birimleri ve İtalya’nın P2 Mason locasının arasındaki ilişki belgelendi. Her 3 istihbarat biriminin başı da P2 Locası’na üyeydi. [3]

Ağın Kurulması

1949’da, CIA, İtalyan SIFAR adı verilen ve Mussolini gizli polisinin eski üyelerinden oluşan gizli silahlı kuvvetlere ait istihbarat biriminin kurulmasına yardım etti. Adı sonralarda SID’e çevrildi. İkinci Dünya Savaşı sonunda, eski Nazi işbirlikçisi Licio Gelli, savaş sırasındaki faaliyetleri nedeniyle idamla suçlanırken ABD Karşı İstihbarat Kolordu’suna katılarak kaçmayı başardı. 1950’lerde Gelli SIFAR’a dahil oldu. Gelli aynı zamanda P2 Mason Locası’nın da başıydı ve 1969’da, Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’in asistanı General Alexander Haig’le sıkı ilişkiler kurdu. Bu ağ içerinde, Gelli, CIA ve SID’ın başı General De Lorenzo arasında şef arabulucu oldu. [4]

Gladio “Gerilim” Yaratıyor

Gladio, General Giovanni de Lorenzo’nun İtalyan Sosyalist Bakanları hükümetten çekilmeye zorlandığı sessiz bir darbede yer aldı. [5] 12 Kasım 1969’da Ulusal Ziraat Bankası önünde patlayan bomba 17 kişiyi öldürdü 88’ini de yaraladı. Aynı öğleden sonra Roma ve Milano’da 3 bomba daha patladı. ABD istihbaratı daha önceden haberdar olmasına rağmen İtalyan yetkililere haber vermedi. [6] 2000’de, eski İtalyan Gizli Servis Generali, CIA’nin “1960’lar ve 1970’lerdeki İtalya’daki bombalı saldırıların sözsüz onay verdiğini” ifade etti. [7] Bombalamadan iki neo-faşist ve bir SID ajanını sorumlu tutuldu. [8]

Milano’daki 1969 bombalamasına karışmaktan dört kişinin mahkemesinde tanıklık eden 1971 ile 1975 arasında askeri-karşı istihbaratın eski başı General Gianadelio Maletti, biriminin patlayıcıların sağcı İtalyan terörist gruba Almanya’dan temin edildiğine dair kanıt bulduğunu ve ABD istihbaratının patlayıcıların transfere yardım etmiş olabileceğini açıkladı. CIA’nin “hükümetinin direktiflerini izleyerek, sola doğru bir yönelişi durduracak bir İtalyan milliyetçiliği yaratmak istediğini ve bu amaç için sağcı terörizmi de kullanmış olabilir” ve “diğer ülkelerde olan şeyin de bu olduğuna inanıyorum” ifadelerinde bulundu. [9]

Rapor

2000 yılında İtalyan hükümeti, Birleşik Devletler’le ilişkilerin belgelendiği İtalya’daki Gladio operasyonlarıyla ilgili 300 sayfalık bir rapor yayınladı. Raporda “Gerilim Stratejisi”nin esinlenmesinde ABD’nin sorumlu olduğu açıklandı. İtalya’da bombalamaların faillerinin neden nadir yakalanabildiğini araştırırken, raporda “bu katliamlar, bu bombalar, bu askeri hareketler İtalyan devlet kurumları içerisinde yer alan kişiler tarafından organize edilmiş ve desteklenmiştir. Bu kişiler Birleşik Devletleri’nin istihbarat yapılarıyla bağlantılı olduğu da keşfedilmiştir” ifadeleri yer aldı.[10]

Kızıl Tugaylar

Kızıl Tugaylar (Red Brigades) 1970’lerde kurulan İtalyan solcu bir terör örgütüdür. 1974’de Kızıl Tugaylar’ın kurucuları Renato Curcio ve Alberto Franceschini tutuklandı. Sonraları Alberto Franceschini Kızıl Tugaylar’ın üst düzey bir üyesi Mario Moretti’yi kendilerini satmakla ve onla beraber diğer üst bir üye Giovanni Senzani’nin İtalyan ve ABD gizli servislerinin ajanları olmakla suçlayacaktı.[11] İki kurucunun tutuklanmasının ardından Moretti, Kızıl Tugaylar’ın rütbeleri arasında üst basamaklara çıktı.

Kızıl Tugaylar ve CIA

Kızıl Tugaylar, Corrado Simioni, Duccio Berio ve Mario Moretti’nin kurdukları Paris’teki Hyperion Dil Okulu’yla yakın çalıştı. Corrado Simoni, Avrupa Özgür Radyo’da CIA için çalıştı, Duccio Berio İtalyan SID’e sol gruplar hakkında bilgi sağlıyordu, Kızıl Tugaylar’ın kurucuları tarafından istihbarat olarak suçlanmasının yanında Mario Moretti, eski İtalyan Başbakanı Aldo Moro’nun öldürülmesinden ve planlanmasından sorumlu olduğu ortaya çıktı. İtalyan polisi Hyperion Dil Okulu için “Avrupa’daki en önemli CIA ofisi” ifadesini kullanıyordu. [12]

ALDO MORO CİNAYETİ

Moro Güçlü Düşmanlar Ediniyor

1963’ten 1968’e ve sonrasında 1973’den 1976’ya kadar hizmet veren İtalya’nın Başbakanı Aldo Moro, Kızıl Tugaylar tarafından hala Hıristiyan Demokrat Parti’de etkin bir politikacıyken 1978’de kaçırıldı ve katledildi. Kaçırıldığında Moro, görüşmelerini üstlendiği ve 1947’den bu yana ilk kez İtalyan Komünist Partisi tarafından desteklenecek olan yeni hükümetinin açılışını yapmak için Parlamento yolundaydı. Moro’nun Komünistleri başa getirme ve onlarla birlikte çalışma politikası hem SSCB hem de Birleşik Devletler tarafından kınanmıştı.

Kissinger’in Tehdidi

Moro, katledilmeden önce 55 gün esir olarak tutuldu. Neden olarak Komünist Parti’yi hükümete getirme planı gösterildi. Öldürülmeden 4 yıl önce 1974’de İtalyan Başbakanı olarak Birleşik Devletler’e ziyaretinde, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Moro’ya “Ülkendeki tüm siyasi güçleri doğrudan işbirliği için bir araya getirme siyasetini bırakmalısın… yoksa bunu çok pahalı ödersin” dedi. [13]

Moro “Kurban Edildi”

İç İşleri eski rehine arabulucusu ve uluslararası kriz yöneticisi Steve Pieczenik, “Aldo Moro’nun kaderinde kritik bir rol oynadığı öne sürüldü”. Pieczenik, “dedi ki Moro İtalya’nın “istikrarı” için “kurban edildi”. Moro’nun kaçırıldığı gün Başkan Jimmy Carter tarafından kriz komitesine katılmak için gönderildiğinde, “Moro’nun kendini kurtarmak için devlet sırlarını açığa vuracağı korkusuyla yerinde zıpladığını” söyledi. Komitenin aldığı önlem Moro’nun öldüğünü söyleyen ve Kızıl Tugaylar’la ilişkilendirilen bir bilgi notu sızdırmaktı. Bunun amacı “İtalyan halkını en kötü için hazırlamak ve devletin Moro için pazarlık etmeyeceğini ve onu ölü olarak kabul ettiğini Kızıl Tugayların bilmesini sağlamaktı”.[14] Konuyla ilgili bir belgeselde, Pieczenik, “Karar kaçırılmadan dört hafta sonra, Moro’nun mektupları ümitsizleşmeye ve devlet sırlarını açık etmeye yakın olduğu zaman verildi” ve “Çok zor bir karardı ancak sonunda kararı veren içişleri bakanı Francesco Cossiga ve anlaşılan başbakan Giulio Andreotti’ydi” diye anlattı. [15]

Moro’nun Mektupları

Esir tutulduğu sıralarda yazmış olduğu Moro’nun yayınlanmış mektupları arasında, “Batı’nın diğer gizli servisleriyle birlikte çalışan” gölge bir organizasyonun “ülkesinin istikrarsızlığına karışmış olabileceğinden” korktuğunu belirtmişti. [16] Esaret altındayken sorgusunda Moro, “NATO’nun anti-gerilla eylemleri”nden bile bahsetmişti. Ancak Kızıl Tugaylar bu bilgilerin hiçbirini kullanmadı. [17]Bunun nedeni belki de, Kızıl Tugayların kuruculara göre, organizasyon Moro’nun kaçırılması esnasındaki liderinin İtalyan ya da ABD istihbarat servisleriyle birlikte çalışan Mario Moretti oluşuydu. [18]

Başkanın Öldürttüğü Bağımsız Gazeteci?

Moro’nun ölümünden kısa bir süre sonra “mükemmel gizli servis kaynakları olan” İtalyan gazeteci Mino Pecorelli, Moro’nun ölümünün Gladio’yla bağlantılı olduğunu, bu 1990’a kadar resmen doğrulanamayacaktı, yazdığı 1978’deki makalesinde şüphelerini seslendirmişti. Moro’nun ölümünden bir yıl sonra Pecorelli Roma’da öldürüldü. Moro’nun kaçırılmasının “açık bir süper güç” iş olduğunu iddia ediyordu. 2002’de 7 dönem başbakan Giulio Andreotti, Pecorolle’nin öldürme “emrini” vermekten mahkum oldu. [19] Pecorelli, “Hıristiyan Demokrat lideri Aldo Moro’nun [Başbakan Giulio] Andreotti hakkında yıkıcı eleştirilerinin olduğu” bir kitabı yayınlamak üzereydi. [20]

Bologna Bombalaması

2 Ağustos 1980 sabahında İtalya tarihinin en kötü terör eylemini yaşadı. Bologna tren istasyonunki saldırıda 85 kişi öldü 200’den fazla kişi yaralandı. Uzun ve karışık bir soruşturma yürütüldü ve nihayetinde duruşma başladı. 1988’de, sağcı dört terörist ömür boyu hapse mahkûm edildi. Diğer iki davalı soruşturmaya engel olmaktan suçlu bulundu: “İtalya’da birçok cinayet davasıyla ilişkilendirilen yatırımcı Francesco Pazienza ve P2 Mason Locası’nın eski üstadı azamı Licio Gelli”. [21] Gelli, Gladio ağı için İtalyan istihbarat başıyla CIA arasında arabuluculuk yaptığı ortaya çıkan aynı Lucio Gelli’ydi. Sonrasında her nasılsa, Gelli suçlamalardan aklandı.

Notlar

[1] Bruce W. Nelan, Europe Nato's Secret Armies. Time Magazine: November 26, 1990:
http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,971772,00.html

2] PHP, Secret Warfare: Operation Gladio and NATO's Stay-Behind Armies. ISN:
http://translate.google.ca/translate?hl=en&sl=de&u=http://www.ethz.ch/&sa=X&oi=translate&resnum=1&ct=result&prev=/search%3Fq%3DETH%26hl%3Den%26sa%3DG

[3] Ed Vulliamy, Secret agents, freemasons, fascists... and a top-level campaign of political 'destabilisation'. The Guardian: December 5, 1990:
http://www.cambridgeclarion.org/press_cuttings/vinciguerra.p2.etc_graun_5dec1990.html

4] Arthur E. Rowse, GLADIO: THE SECRET U.S. WAR TO SUBVERT ITALIAN DEMOCRACY. Covert Action Quarterly: December 1994

[5] PHP, Secret Warfare: Operation Gladio and NATO's Stay-Behind Armies. ISN:
http://translate.google.ca/translate?hl=en&sl=de&u=http://www.ethz.ch/&sa=X&oi=translate&resnum=1&ct=result&prev=/search%3Fq%3DETH%26hl%3Den%26sa%3DG

[6] Philip Willan, US 'supported anti-left terror in Italy'. The Guardian: June 24, 2000:
http://www.cambridgeclarion.org/press_cuttings/us.terrorism_graun_24jun2000.html

[7] CBC, CIA knew, but didn't stop bombings in Italy – report. CBC News: August 5, 2000:
http://www.cbc.ca/world/story/2000/08/05/cia000805.html

[8] Peter Dale Scott, The Road to 9/11: Wealth, Empire, and the Future of America. University of California Press, 2007: page 181

[9] Philip Willan, Terrorists 'helped by CIA' to stop rise of left in Italy. The Guardian: March 26, 2001: http://www.guardian.co.uk/world/2001/mar/26/terrorism

[10] Philip Willan, US 'supported anti-left terror in Italy'. The Guardian: June 24, 2000:
http://www.cambridgeclarion.org/press_cuttings/us.terrorism_graun_24jun2000.html

[11] Philip Willan, Infiltrators blamed for murder of Italian PM. The Guardian: April 10, 1999:
http://www.guardian.co.uk/Archive/Article/0,4273,3852325,00.html

[12 – 13] Arthur E. Rowse, GLADIO: THE SECRET U.S. WAR TO SUBVERT ITALIAN DEMOCRACY. Covert Action Quarterly: December 1994

[14] Malcolm Moore, US envoy admits role in Aldo Moro killing. The Telegraph: March 16, 2008:
http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/1581425/US-envoy-admits-role-in-Aldo-Moro-killing.html

[15] Saviona Mane, A murder still fresh. Haaretz: May 9, 2008:
http://www.haaretz.com/hasen/spages/981929.html

[16] Ed Vulliamy, Secret agents, freemasons, fascists... and a top-level campaign of political 'destabilisation'. The Guardian: December 5, 1990:
http://www.cambridgeclarion.org/press_cuttings/vinciguerra.p2.etc_graun_5dec1990.html

[17] Philip Willan, Moro's ghost haunts political life. The Guardian: May 9, 2003:
http://www.guardian.co.uk/print/0,,4665179-105806,00.html

[18] Philip Willan, Infiltrators blamed for murder of Italian PM. The Guardian: April 10, 1999:
http://www.guardian.co.uk/Archive/Article/0,4273,3852325,00.html

[19] Philip Willan, Moro's ghost haunts political life. The Guardian: May 9, 2003:
http://www.guardian.co.uk/print/0,,4665179-105806,00.html

[20] BBC News, Giulio Andreotti: Mr Italy. BBC: October 23, 1999:
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/483295.stm

[21] AP, Four Get Life in Prison In Bombing in Bologna. The New York Times: July 12, 1988:
http://query.nytimes.com/gst/fullpage.html?res=940DE0D61131F931A25754C0A96E948260

*Andrew G. Marshall, Al Gore’un belgeselinin temelini oluşturan kanıtları çürüttüğü Elverişli Bir Yalan Küresel Isınma adlı makaleyle Küresel Isınma konsensüsünün kırılmasına yardımcı olmuştur. Marshall’a göre, “insanlar ‘tartışma bitmiştir’ demeye başladıklarında korkun, çünkü bilimin temeli tartışmanın bitmediği üzerinedir”. Andrew Marshall, Merkezi Afrika’nın askerileştirilmesi, ulusal güvenlik ve Kuzey Amerika’nın entegrasyonu konularında yazmaktadır. GeopoliticalMonitor.Com’a da katkıda bulunmaktadır. Montreal Küreselleşme Araştırmaları Merkezi’nde ve İngiliz Kolombiya’sındaki Simon Fraser Üniversitesi’nde politik bilimler ve tarih üzerine araştırmacı olarak çalışmaktadır.

**Stay Behind operasyonlarında, bir ülke kendi toprakları içerisinde, düşman işgali durumunda kullanmak için gizli ajanlar ve organizasyonlar kurar. Bu olduğunda ajanlar, direniş hareketini temellerini oluşturur ya da düşman hatları arkasından istihbarat sağlar. Küçük çağlı operasyonlar sadece küçük bölgeleri kapsarken ancak daha büyük stay-behind operasyonları tüm fethedilmiş ülkeler için planlanır.

Kayda değer stay behind operasyonları İkinci Dünya Savaşı’nda olmuştur. Birleşik Devletler ve Nazi’ler, sırasıyla,Yedek Kuvvetler ve Werwolf organizasyonlarını kullanmıştır. Soğuk Savaş döneminde NATO ve CIA destekli stay-behind operasyonlarının, ülke Varşova Paktı tarafından ele geçirildiğinde ya da bir komünist parti demokratik seçimle başa geldiğinde harekete geçirilmesi planlanıyordu. Bu “gizli orduların” kullanımı için İtalya, Avusturya, Almanya, Danimarka ve diğer ülkelerde birçok saklı cephanelik ele geçti. [Wikipedia]

*** Kaynak: Global Research; Çeviri: Oğuz ESER

ABD, İran İçin Hazırlık Yapıyor!

Gürcistan’da yaşanan çatışmanın manasının İran için hazırlık olduğunu ifade eden Erbakan şöyle konuştu:



Gürcistan’da yaşanan çatışmanın manasının İran için hazırlık olduğunu ifade eden Erbakan şöyle konuştu: “Irkçı emperyalizm İran’ı kuşatmak için Gürcistan’ın kontrol altına almak istemektedir. İran’a karşı bir hareket yapacak olursak bu taktirde Gürcistan’daki Müslüman Abazya ve Osetya bize karşı harekete geçebilirler o halde bunları şimdiden baskı altına alalım plânı mucibince Gürcistan meselesine öncelik vermişlerdir.

Fakat asıl hedef Gürcistan değil, tabi İran’dır. Ve elbette sonra da Türkiye’yi almaktır.” Nevzat Özpelitoğlu Balıkesir Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin.Başbakanı Prof Dr. Necmettin Erbakan Altınoluk Ayvalı Burun Camii çıkışında yaptığı halk sohbetinde vatandaşların Ramazanı şerifini kutlayarak, “Cenab-ı Allah’a bize verdiği bu nimetlerden dolayı ne kadar şükretsek azdır” dedi. Gürcistan’da yaşanan çatışmanın manasının İran için hazırlık olduğunu ifade eden Erbakan şöyle konuştu: “Irkçı emperyalizm bir timsahtır. Bu timsahın üst çenesi Amerika, alt çenesi Avrupa Birliğidir. Kuyruğu İsrail, gövdesi ise başta Müslüman ülkeler olmak üzere bu ülkelerdeki işbirlikçilerdir. İşbirlikçi politikacılardır. İşbirlikçi basın mensupları, İşbirlikçi iş adamları ve sermaye çevreleri. Bu timsah büyük İsrail’i gerçekleştirmek ve Kabala’da 5767 sene evvel yazılmış olan esasları tahakkuk ettirmek için geceli gündüzlü ibadet aşkıyla çalışmaktadır. Bu çalışmasının neticesi olarak da bu olaylar meydana gelmektedir. Irkçı emperyalizm İran’ı kuşatmak için Gürcistan’ın kontrol altına almak istemektedir. İran’a karşı bir hareket yapacak olursak bu taktirde Gürcistan’daki Müslüman Abazya ve Osetya bize karşı harekete geçebilirler o halde bunları şimdiden baskı altına alalım plânı mucibince Gürcistan meselesine öncelik vermişlerdir. Fakat asıl hedef Gürcistan değil, tabi İran’dır. Ve elbette sonra da Türkiye’yi almaktır.” 20.haçlı seferini yapıyorlar... Erbakan günümüzde yaşanan bölgesel gelişmeleri şu şekilde değerlendirdi: “Şu anda medeniyetler mücadele ediyor. Ülkeler, milletler, ordular değil. Bu mücadele 1990 yılında 20. Haçlı seferi olarak ortaya çıkmıştır. Irkçı emperyalizm Siyonizm 5760 seneden beri büyük İsrail’i kurup dünyaya hakim olma inancını gerçekleştirmek için çalışıyor. Gördüğünüz gibi Irak işgal edildi, 3 Milyon insan öldürüldü. Öbür taraftan Suriye ve Lübnan’ın işgali için çalışılmaktadır, Filistin’de sürekli kan dökülmektedir. Bütün bunlar cereyan ederken bir de ortaya şimdi Kafkasya meselesi çıkmıştır. Bunlar tesadüfen olan olaylar değildir. Roozvelt’in meşhur bir sözü vardır, “siyasi sahada bir olay oluyorsa bilinki bunu bir tertip eden vardır. Hiç bir olay kendi kendine olmaz” demiştir, çünkü kendisi de bu tertipçilerden birisidir. Bu sebepten dolayıdır ki bu cereyan eden olaylara ayrı ayrı fotoğraf parçaları halinde bakılırsa ne olduğu pek anlaşılmasa da, bunlar bir araya getirildiğinde araya ne olduğu anlaşılır.”

Milli Gazete

Aktay, Devletin "Şehitlik" İstismarını Yazdı

Allah'la kavgalı bir laiklik anlayışı benimsemiş olanların, özü itibariyle Allah'a ait olan bir makamı nasıl bir yetkiyle dağıtabildiklerini soran Yasin Aktay, Taraf’tan Rasim Ozan Kütahyalı’nın bir süredir devletin “şehitlik” kavramını nasıl istismar ettiğini anlatan yazılarını irdeledi.



Taraf gazetesinden Rasim Ozan Kütahyalı bir süredir, İslami sembollere savaş açmış bir devletin neden söz konusu ölüm olunca İslami kavramları istismar ettiğini sorgulayan yazılar yazıyordu. Bu yazılardan hareketle bugün bir değerlendirme yapan Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, Kütahyalı'nın çarpıcı tespitlerine işaret ediyor. Laik de olsa, hatta ateist de olsa, devletin savaşa ihtiyaç duyduğunda ölen insanları, ölümü nispeten daha kolay kabullenebilecekleri bir ideolojiye ihtiyaç duyduğunun belirtildiği yazıda bu alanda hedef kitlenin ise kentli/sekülerleşmiş ailelerden ziyade tevekkülü, sabrı içselleştirmiş Anadolu insanı olduğu vurgulanıyor:

Laiklik ve şehitlik

Yasin Aktay / Yeni Şafak

Laik bir devletin insanlara şehit veya gazi payeleri vermek gibi bir hakkı veya imkânı var mıdır? Dinle, ahiretle hiçbir ilişkisi olmadığını dosta düşmana karşı ballandıra ballandıra ilan eden bir siyasi merci, şehitlik ve gazilik gibi her ikisi de tamamen dinsel anlam dünyasından sadır olan, bütün boyutlarıyla dini içerikli olan makamları istese de insanlara bahşedebilir mi?

Bunlar ilginç ve her gün karşılaşmakta olduğumuz derin bir çelişkiye ışık tutacak, ama genellikle kimsenin dilendirmeye yanaşmadığı sorular.

Taraf Gazetesi'nden Rasim Ozan Kütahyalı bir süredir bu soruları soruyor. Güneydoğu'da yitirdiğimiz askerlerimizin ülkenin her tarafına birer ateş koru gibi düşen acılarıyla yurt sathına yayılan cenaze törenleri vesilesiyle laik bir devletin cömertçe kullandığı şehit söylemleri üzerine yazıyor.

Anadolu insanının şahadet ve genel olarak ölüm olgusu karşısındaki mümin ve mütevekkil tavrının Türkiye'de kirli savaşı sürdürmek isteyenler açısından bulunmaz bir sermaye oluşturduğundan bahsediyor Kütahyalı. Ona göre "Derin Anadolu'nun bu iman ve tevekkülü Türk devlet zihniyeti tarafından çok açık biçimde istismar ediliyor... Bu ailelerin imanlarından kaynaklanan ölüm karşısında mütevekkil ve metin duruşları, onların manevi dünyasına tamamen yabancı olan modernist bir zihniyet uğruna, dünyevileşmiş kirli ilişkiler adına sürekli istismar ediliyor..."

Doğrusu PKK ile veya terörle mücadele adı altında yürütülen savaşın dinle hiçbir ilgisi yoktur. Savaşın haklı olup olmaması ayrı bir konudur, son derece makul çerçevede, tamamen laik temelde, bir ülkenin sınırlarını korumak üzere yürüttüğü bir savaş da olabilir. Gerçi bugünlerde Ergenekon soruşturmaları dolayısıyla bu savaşın başka kirli boyutlarına da vakıf oluyoruz. Vakıf olduğumuz hiçbir yanıyla bu savaşta dinin bir dahli yok. Buna rağmen savaşın yoğunlukla bir din diline müracaat edilerek yürütülmesi açıkça bir din istismarından başka bir şey değildir.

Laiklik aslında dünyevileşmeyi ifade eden bir kavram ve dolayısıyla değer dünyası da ölümden ziyade hayatla, öldürmekten ziyade yaşatmakla ilgili olması beklenen bir kavramdır. Şu veya bu şekilde ölen insanların şehit olup olmadıkları gerçekten ayrı bir mevzudur. Bu, doğrusunu Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir mevzudur. Alan Allah'a ait bir alandır. Sorun, neredeyse Allah'la kavgalı bir laiklik anlayışı benimsemiş olanların, özü itibariyle Allah'a ait olan bir makamı nasıl bir yetkiyle dağıtabildikleridir.

Kütahyalı, devletin Anadolu'nun şehadet kavramına yüklediği anlamı fena halde istismar ettiğinden yakınırken anlamlı bir çelişkiye daha dikkat çekiyor. "İslami kimliği benimsemiş insanların görünür olması, toplumsal ve siyasi arenada mesafe kat etmesi karşısında rahatsız olan, laiklik kavramını insanların hakkını, hukukunu gasp etmek için kötüye kullanan, fakat konu "devlet için" ölmeye ve öldürmeye geldiğinde İslami kavramları sonuna kadar istismar etmekte hiçbir sakınca görmeyen bir devlet..."

Tabii ki İslami kavramları bu şekilde istismar eden söylemin hedefi büyük ölçüde Anadolu halkıdır. Seküler değerleri benimsemiş büyük kentli ailelerde dine dayalı ölüm veya ölüme teselli veren dinsel söylem işlevselliğini yitirmeye yüz tutmuştur. Genellikle kentli ailelerde çocuk sayısının azlığı ve alabildiğine seküler değerlerin benimsenmiş olması, devletin sürdürdüğü bir savaşın anlamını daha fazla sorgulamaya yol açmakta, laik devletin bahşettiği şahadet makamı bir teselli oluşturamamaktadır.

Konuyu laik devletin şahadet kavramını bu kadar hoyratça kullanmasının haklı olup olmadığı noktasından, daha sosyolojik bir açıklama düzeyine taşıdığımızda karşımıza çıkan bir gerçek daha var. Gerçekten de laik de olsa, hatta ateist de devlet savaşa ihtiyaç duyduğunda ölen insanları, ölümü nispeten daha kolay kabullenebilecekleri bir ideolojiye ihtiyaç duyar. Böyle bir anda devlet söyleminin çekildiği nokta derin ve karmaşık kimlik (özdeşlik) noktasıdır. İnsanın bütün çelişkilerinin çıplak bir biçimde açığa çıktığı çizgidir burası.

O yüzdendir ki, şahadet kavramını istismar eden sadece devlet değil. Ateist bir hareket olan PKK da, hatta yine ateist sol silahlı gruplar da şahadet söylemine başvurmaktan imtina etmiyorlar.

Yine de dünyevileşme arttıkça bu istismar daha iyi görülüyor. Anadolu'da bile bu kavramın istismarı sınırsız değildir. Buna kendine göre muzip ve bilgece bir tavrı geçmişte de göstermesini bilmiştir. Hani birçok çocuğu sırayla şehit düşen ve artik iyice yaşlanmış babanın sn oğlunu da almaya geldiklerinde, "padişah efendimize selam söyleyin bu kalan son oğlum, devamı da yok, artık bana güvenip kimseye savaş açmasın!"

Devletin artık vatandaşın şahadet inancına güvenip savaş ve kahramanlık söylemleri üretmekten vazgeçip, vatandaşını yaşatmayı önceleyen bir anlayış benimsemesi şart, çünkü vatandaşın da artık laiklik ve şehitliği birbiriyle uzlaştıran saflığı kaybolmaktadır.

Haksöz Haber

Coca Cola'dan Türkiye'li Sömürü

Türkiye'de ve müslüman ülkelerde, hainlere verdiği havan topu, uçak mermisi paraları yüzünden başarılı boykotların uygulandığı Coca Cola'ın yeni sinsi planı...



Bağımlılık yaptığı bilinen ve içerisinde bulunan maddelerin kesinlikle açıklanmadığı Coca Cola, müslüman ülkelere yeni satış kampanyası başlattı.

BOYKOTLAR BAŞARILI

Başta Avukat Bülent Deniz'in başkanlığını yürüttüğü Tüketiciler Derneği ve bir çok müslüman kuruluşun yürüttüğü "kardeşine kurşun sıkma" kampanyalarının başarılı olduğu son 2 yılda satışları özellikle Türkiye'de kayda değer bir düşüş gösteren Coca Cola, ramazanı fırsat bilerek müşteri artırma derdine düştü.

BAYRAĞIMIZ SÖMÜRÜ ALETİ!!!

ABD basınında yer alan bir habere göre, kazancının büyük bölümünü müslüman katili İsrail'e bağışlayan ve merkezi ABD’nin Atlanta şehrinde bulunan Coca Cola, bir paketleme firmasıyla anlaştı. Küreselleşen dünyada, İslam dininin gerçek değerlerini yansıtan Ramazan ayını resmen tanıdığını iki yıl önce duyuran şirket, bu yıl da, "ulusların arasında köprü inşa etmek ve diyaloğa katkıda bulunmak" amacıyla böyle bir jest yapma kararı aldığını açıkladı. Bu ramazanda müslüman ülkelere ihraç ettiği kola ambalajlarının üzerine ülkemizin sembolu olan ayyıldız'ı koyarak Türkiye'nin islam alemindeki saygınlığından faydalanmak istiyor.

TÜKETİCİLER BİRLİĞİ AÇIKLAMASI

Haber5.com'a konuşan Tüketiciler Birliği Başkanı Av. Bülent Deniz yaptığı açıklama: "İslam coğrafyasında devlet terörü estiren Amerika'nın ve İsrail'İn işgallerine son verene kadar sembollerini tüketmeyeceğiz. Kapitalistlerin anladığı en iyi dil ekonomik yaptırımlardır. Boykotumuzun etkiliğinin en önemli göstergesi boykotun başladığı bu günlerde azalan tüketimimi kapatmak için medyada yoğun reklam kampanyaları başlatılmasıdır. Tüketimleri düştükçe reklamları artacaktır. Bu insani çağrıya şimdi kulak verme zamanıdır. Yoksa bu zulmün ateşi en geç yarın bizi de yakacaktır." şeklinde konuştu

Haber5.com

Müslümanlara Teklifler



Sevgili Müslüman kardeşlerim!.. Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerimize olsun... Biz maalesef, nefislerimizin ve şeytanın tahrik ve teşviki ile bir konuda birleşmişizdir: “Birleşmemek” konusunda... Bendeniz büyük Müslümanların ve akranlarımın ellerinden öperek, küçüklerin gözlerinden öperek birkaç teklifte bulunmak istiyorum.

Birincisi namazdır. Sadece Cuma namazı değil, günde beş vakit namaz. Lütfen ve merhameten bu konuda birleşelim ve namazlarımızı dosdoğru kılalım.

İkincisi: Cemaattir, elden geldiği kadar farz vakit namazlarını cemaatle kılalım. Camileri dolduralım. Düzenin imamlarını beğenmeyenler kendi aralarında cemaat olup namaz kılsınlar.

Üçüncüsü: Küfre ve zulme rıza göstermeyelim, muhalefet edelim. Kâfirleri, zalimleri, münâfıkları, fâsık ve fâcirleri desteklemeyelim.

Dördüncüsü: Müslümanların ilmihallerini (Gerekli ve zarurî din bilgilerini) öğrenmeleri için genel bir kampanya açalım).

Beşincisi: Çocuklarımıza, yedi yaşından başlayarak din ve Kur’ân dersleri verdirelim, onları dindar Müslümanlar olarak yetiştirelim.

Altıncısı: Devletimizin, toplumumuzun, halkımızın, bilhassa Müslüman ümmetin temiz, şeffaf ve faziletli olması için ne yapmak lazımsa bunları yapalım. Bugünkü pisliği ve kokuşmayı temizlemeye çalışalım.

Yedincisi: İslâm’ın, hak ve muteber tek din olmak konusunda ortağı olmadığını, insanlığın selâmetinin İslâm barışı gölgesi altına girmesinde bulunduğunu kabul edelim ve “Üç hak ibrahimî din vardır” sapıklıklarına ve aldatmacalarına cephe alalım.

Sekizincisi:Zekatlarımızla öncelikle miskin (hiçbir şeyi olmayan) fakir, yoksul, muhtaç din kardeşlerimize yardım edelim. Zekâtlarımızı din sömürücülerine kaptırmayalım.

Dokuzuncusu: Başta gıybet olmak üzere lisan günahlarını azaltmak için çalışalım. Zamanımızda nice sahte sofular, ağızlarına bir gram alkol koymazken günde okkalarca ölü kardeşlerinin etini yemektedir. Bu vahşete, bu pisliğe son verelim. Bu konuda bir seferberlik başlatalım.

Onuncusu: Her Müslüman günde en az bir saat faydalı, değerli, kalıcı din ve kültür kitapları okusun. Böylece ilmini, irfanını arttırsın. Bunda çok büyük hayırlar vardır.Bu konuda çok geniş bir kampanya açılmalıdır.

Onbirincisi: Din düşmanlarının, okumalarını istemediği imanlı, zeki, istidatlı, kabiliyetli, geleceği parlak çocuklarımızı Avrupa’da, Japonya’da okutalım. Bunların oralarda bozulmamaları için gerekli tedbirleri alalım, müesseseleri kuralım. Beş yabancı dil bilen, başarılı yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapmış, kendi branşında en iyi uzman olan elemanlar yetiştirelim.

Aziz Müslüman kardeşlerim.

Cemaatçilik, tarikatçilik, grupçuluk taassubuna (bağnazlığına) kapılmayalım. Müslümanlar çeşitlilik içinde sarsılmaz bir vahdet teşkil etmelidir.

Bizim belimizi büken büyük belâlardan biri de din ve mukaddesat sömürücülüğüdür. Ümmet bünyesi içinde din sömürücüsü haşaratı ve canavarları yaşatmayalım.

Allah’tan firaset isteyelim.

Futbol kulübü tutar gibi siyasî parti veya cemaat tutmayalım.

Allah’ın bize yardım etmesi için önce biz kendimize yardım edelim. İbadet edelim... İhlaslı Müslümanlar olalım...Ahlâklı, faziletli, yüksek karakterli Müslümanlar olalım... Şehirli ve medenî Müslümanlar olalım... Vasıflı, güçlü, üstün Müslümanlar olmak için bütün sebeplere tevessül edelim...

Dedikodularla gevezelikle, zevzeklikle, gıybet ve nemime ile ömürlerimizi boşa harcamayalım.

İki günümüz birbirine eşit olmasın. Her yeni günümüz bir öncekinden ilim, irfan, kültür, hayır hasenat, ibadet, güzellik, iyilik bakımından üstün olsun.

Büyük cihad yapalım.

Şeriata ve Sünnete sımsıkı yapışalım...

M. Şevket Eygi

Masonların Türkiye Oyunları

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından İsmail Yıldız'ın evinde ele geçirilen belgeler arasında, "Masonların Türkiye Örgütlenmesi Nasıldır?" başlığı altında inanılmaz bilgilere yer veriliyor.



“Legal” ve “illegal” örgütlenmeler başlığı altında Masonların örgütlenme şemasını el yazısı ile kaleme alan Yıldız, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği, Rotary Kulüpleri ve Lionsların, Türkiye Masonluğunun legal yapılanması olduğunu kaydediyor.

Notlara göre illegal yapılanmada ise, sivil, bürokrasi, istihbari, tarikat ve cemaatler, etnik gruplar, medya, akademik hayat ve kadınlar başlıca hedefler olarak göze çarpıyor. Legal yapılanma ile Masonluğun meşrulaştırılmasının sağlanmasının haricinde, illegal örgütlenmede yer alan ‘perde arkasındaki masonlar’, yani siyonistlerin gizli yahudilerden seçildiği, Türkiye’deki gizli yahudilerin ise sabetayistler olduğu belirtiliyor.


“DİNİ İNANÇLAR ZAYIFLATILMALI”

“Seçkinlerin Eğitimi Notlarından” başlıklı notlarda ise Anadolu halkını birbirine düşürmek, kamuoyu oluşturmak, milli ve manevi değerlerden uzaklaştırmak gibi birçok hedeften söz ediliyor. Toplumun her alanında, hemen her kurumda mutlaka mason bulunduğu ifade edilen notlarda, “Kitleleri oyalayacak hiçbir alanı boş bırakmayınız” notunun devamında, bu boşluğun nasıl doldurulacağı da ayrıntısıyla sıralanıyor... Listenin en başında kitle iletişim araçları, yani medyanın kullanılacağı bilgisi yer alıyor.

“Masonlar, toplumu biçimlendiren her türlü eylemin merkezindedirler” denilen notlarda, bunların nasıl yapılacağı, akıllara durgunluk veren şu maddelerle ifade ediliyor:

- Toplum okur-yazar hale getirilmeli, ancak düşünce üretmeleri engellenmeli

- Toplumun ahlaki değerleri yok edilmelidir.

- Dini inançlar zayıflatılmalı ve yok edilmelidir.

- Kişinin eğitimi, masonluğun örgütsel kültürünü adapte etmek içerikli olmalıdır.

- Toplumsal ve ailevi dayanışma kırılmalıdır.

- Aile, dinsel ve kültürel genleri taşıyan kurum olmaktan çıkarılmalıdır.

- Vatan ve devlet bağlılığı zayıflatılmalıdır.

- Adalet bilinci sürekli yok edilmelidir.


“SİNSİ OLUNUZ, İNCE İŞ YAPINIZ”

Masonluğun emellerine ulaşması için özellikle gençlik üzerinde yoğunlaştığı vurgulanan notlarda, bunun için de birinci araç olarak medyanın kullanılacağı ifade ediliyor. Popüler kültür, şov, magazin programları ve benzeri, toplumu gerçeklerden uzaklaştıracak, uyuşturacak araçların itina ile kullanıldığı bildirilen notlarda, “Şu saydığımız yerlerde mutlaka bir mason vardır. Siz yokmuş gibi davranarak hareket ediniz” denilerek şu noktalar maddeleniyor:

- Bürokrasinin tüm pozisyonları

- STK’ların hepsi

- Etnik özgürlük gruplarının tümü

- Çoğunluk düşmanımızdır, çoğu parçalamak için önderleri olmalıyız

- Her türlü kültür-sanat etkinliğinde olmalıyız

- Devletler yasalarla yönetilir. Yasa, yönetmelik, genelge gibi tüm hukuksal metinlerin arkasında olmalıyız.

- Sinsi olunuz. Şov değil, ince iş yapınız.

itibarhaber